dərin galatasaray


facebook twitter əjdaha lazımdı   googllalink

    1. Bu yazını incisözlükdə adnan polat hələ prezident ikən bir adam yazıb. Adam heç bir yönetim kurulu nümayəndəsi deyil. Sadəcə ömrü futbolla keçib və gördükləri, eşitdiklərindən bir analiz çıxardıb və yazmağa başlıyıb. Yazılan haqqında bir qısa məzmun yazacam. Adamın yazdığı təxmini 40 səyfəlik bir şeydir ona görə qısa məzmun da uzun olabilər. Girib baxmaq isrəyənlər üçün http://ccc.incisozluk.cc/w/derin-galatasaray%C4%B1-anlat%C4%B1yorum-pi%C3%A7ler/ link

    alıntı:

    eğer galatasaray'da bir 'şıh' varsa o da inan kıraç'tır. eğer galatasaray son 10 yıllık süreçte rezil olmuşsa ilk sorumlusu bu adamdır. ne adnan polat ne de özhan canaydın' da aramamak lazım. tamam onlar da hatalıdır ama piyondurlar. unutmamalıyız. peki kim bu inan kıraç?
    tek sözü ile seçimi değiştirebileceği veya istemediği kişinin seçilemeyecegi dogru mu? ya da başka tabirle galatasaray'ın fetullah gülen'i olduğu ne kadar doğru?
    inan kıraç'a değinmeden önce galatasaray lisesinden yani mektebi sultani'den bahsetmek istiyorum. Çünkü galatasaray'ı ve yönetiliş şeklini anlamak istiyorsanız ilk önce lise kültürü hakkında az çok birşey bilmek gerekir. bu okulun varlığından gurur duymak gerekir, orası ayrı. her galatasaraylı gibi ben de gurur duyuyorum. ama içerisinde; sikindirik kurallar, amcık inanışlar var. böyle bi okulun benzeri yok. ne bileyim alt dönemden kız sikemiyorsun mesela. kendi döneminden kızlarla takılacaksın. üsttekilere abi çekiyorsun ve zorunlusun. misal yatılı kalanlar; abiler izin vermezse ailelerle görüşemiyor. liseliler de memnun değil bu kurallardan. çoğu zaman cok bunaltıcı olduğunu söylerler ama getirdikleri götürdüklerinden fazla, orası kesin. mesela benim arkadaşımın babası galatasaray lisesi mezunu. bu adamın iyi de bir yerde ofis gibi yeri var. fi tarihinde iki genç kiralamak için geliyorlar, konu konuyu acıyor adam çoçuklarında galatasaray lisesi mezunu oldugunu ögrenince ilk sene kira parası almıyor filan gibi garip durumlar var. bunları dışarıdan okuyan insanlar için bir anlam ifade etmez muhakkak ama içerisinde birbirlerine karşı inanılmaz bir sevgi ve saygı var. hatta arkadaşlıkları ailelerinin bile önüne geçiyor diyebilirim. süt çoçuğu gibi gözükürler ama bence dünyada bu kadar çabuk toplanıcak bi' güruh daha yoktur. bizans gibidir, kendi aralarında da iyi kavga eder, birbirlerinin kuyusunu kazmayı da iyi bilir ibneler. aldıkları eğitim gereği, yaşıtlarından cok daha önce sorumluluk sahibi veya okulda söz sahibi olabildikleri için ilerleyen zamanlarda asi, anarşik hatta marjinal orospu çocugu olup çıkıveriyorlar.

    gelelim inan kıraç denen zat-ı muhtereme. beyler bu adamın voleybol topu kadar taşagı var. ve inan kıraç bu düzenin şıh'ıdır. kolay iş değil 15 senedir oynuyor galatasaray ile. inan kıraç satış memuru olarak başladıgı iş hayatında koçlardan gelir alarak önünü görmeye başlamıştır. allah da yürü ya kulum diyince koçtan ayrılıp kendi işini kurmuş ve gayet de başarılı bir iş adamı olmuştur. aynı zaman da galatasaray eğitim vakfının kurucusu ve yönetim kurulu başkanıdır. bu kurum millete burs verdirir, okulun ihtiyaclarına yardımcı olur, cart ettirir curt ettirir.
    yıl 1996. inan kıraç'ın desteği ve sayesinde faruk süren başa geçirilmiştir. bilinir de bu.
    gerçi ilerleyen zamanlarda süren bunu pek dillendirmese de, ara ara inan kıraç'ın onu getirdiğini söyler. faruk süren zamanı cok iyiydik. bi jenerasyon ordu milli takımından itibaren terim'e denk geldi, hagi alındı akabinde o rüzgarla galatasaray uefa'yı ve süper kupayı cebine koydu. çok ilginç birşeydir, galatasaray tarihinin hatta türk spor tarihinin en büyük başarılarına imza atmış başkanı bi' şekilde istifa ettirildi. (sessizce) ve yerine liseli bir başkan olan mehmet cansun getirildi. o zamanlar tabii insanlar pek üzerinde durmadı, süren'in kişisel borçları vardı, o vardı, bu vardı. yoruldugunu söylemişti, ama konuşmalarında pek bir sitemkar oldugunu gösteriyordu da. ama yapacak birşey yok. taşşak taşağı ezer.
    çünkü inan kıraç süren'in aig'ye hisse satmasını galatasaray tarihinde kara bir leke olarak göstermişti. ona göre bu yapılan galatasaray'a ihanetti. halbuki aig yetkililerinin süren ile görüşmesini saglayan da kendisi idi. aynı kıraç seneler sonra
    aig problemini çözmek için ortaya bir başka liseli 50 yıllık tanıdığı ünal aysal'ı attı. hani şimdiler de 100 milyon doları verecek adam var ya ünal aysal. götüne soksun da önce o parayı. neyse ona da değinicem.
    sonra o hisseleri ünal aysal aldı. ama ne ilginçtir ki kurtarıcı olarak lanse edilen aysal kulüpten %20 faiz isteyebildi. cok iyi galatasaraylıdır kendisi.
    süpermen'dir. batman de inan kıraç. şimdilerde de 100 milyon doları vericeği söyleniyor galatasaray'a.
    şu an galatasaray kötü durumda değil mi ? marka değeri düştü değil mi ?
    taban yaptık değil mi ? ünal aysal gelecek bizi kurtaracak değil mi?
    galatasaray'ın maddi durumu cok kötü değil mi?
    değil amk değil. öyle gözüktüğü gibi değil işte.
    1) stad
    2) su ada
    3) riva projesi
    son iki yazdığım proje dünyada hiçbir kulüpte yok.
    zaten arazi olarak dünyanın hiçbir kulübü galatasaray'ın yanından geçmeyi bırak yaklaşamaz bile.
    riva projesi. seneler süren uğraş sonunda izin alındı
    riva'ya sosyal tesis ve illalardan kurulan bir site yapılacak.
    750 milyon dolar gibi bir ciro gelmesi bekleniyor. en kötü ihtimalle.
    daha bunun arazi getirisi var onu katmıyorum.
    yollar yapılacak ve 20 dakikada kadıköy'e geçiş olacak.
    zaten sırf bu proje için devletin adam bulundurdugu söyleniyor gs yönetiminde bilemiyorum o kadarını.
    gelelim su adaya. eskiden sikko bir yerken ünal aysal cok ugraştı orayı adam edebilmek için ama beceremedi. ardından bu reynanın sahibi mehmet koçarslana verildi burası. adamın allahı var değerini arttırdı 250 milyon dolara vurdurdu. kaçak inşaat filan yaptırdı, rüşvetin kralı döndü ama yaptı adam, ucurdu yani adayı. göreceksiniz zaten yakın zamanda, çok konuşulacak su ada'da yapılanlar. çok kişi güme gidecek. sonra bir şekilde kira uzatılmadı adamla. ihaleyi takip etmekte fayda var bakın bakalım kime gidecek orası?
    umarım devlet çökmez. çok usulsuzlük var.
    yani şu an galatasaray çok iyi yolda. önümüzdeki birkaç sene içerisinde
    barcelona filan olamayız belki ama, lyon gibi bir camia olabiliriz.
    çünkü galatasaray'ın inanılmaz gelirleri var. daha kullanılmaya başlanmadı.
    rahmetli özhan başkan ve polat gerçekten cok ugraştılar. canaydın öldü onun arkasından konuşmak hoş değil ama anasını sikti kulübün. yigidi öldür hakkını ver uğraştı da adamcağız. polat da keza öyle. ama tereyağı onlar yiyemecek maalesef.

    yeni oluşumda göreceksiniz futbol ile idari işler ayrılacak.
    futbolun başına sevilen adamlar getirilecek; haldun, abdul, bi' kısım eski topcular. böyle bir şeker gözükme filan. ama bir yandan da galatasaray holdingleşecek.

    ama bir de ayak oyunları var mesela. biraz da onlardan bahsedeyim. misal ribery transferi. ribery'i adnan öztürk'ün getirdiği bilinir. e galatasaray'ın da fransa'daki gücü malum. yahu nasıl oluyor da, bu adam fransa'ya kaçıyor. zaten gerizekalı ribery. hani geçirdiği trafik kazası yüzünden beyninin bi kısmı hasar görmüş adam. herif klozette elini yıkıyormuş ya. öyle mal bi herif yani. bu malı kaptırdık işte. hiç akıl alacak iş değil. getirtirken adnan öztürk'ten bahsediliyor da kaçarken niye bahsedilmiyor. mesela bülent tulun'un sopayla kovalamasından bahsediliyor da, ribery'inin boulogne'deki evinin önünde türkiye'deki ferrarinin aynısının yattığından nasıl söz edilmiyor. adnan öztürk bu hikayenin niye gerisinde kalıyor?

    Bi de karaborsa var. Bazı kişilere bazı fiyatlara bilet verilir ve bana şu kadar getir denir. Atıyorum bilet 60 liraysa, adama 30 liraya verir bana 100 lira getir der. Adam da napar, bileti 250 liraya fiyat çeker. Kulüp ne yapar bu durumda? Hem o bileti satar, hem de üstüne fazlasını koymuş olur. Peki o paralar ne olur? Bu da havuzda toplanır prime dahil edilir ve esas kulübe borç veren yöneticilere ödenir. Demirören bunu çok iyi yaptı mesela.

    futbol özellikle türkiye'de sahada kazanılmıyor. önceden daha kötüydü. şimdi daha dikkatli, daha profesyonel davranmalısınız. bu böyle yani. saha dışında da aktif olmanız gerekir. eğer levent kızıl ile bursaspor'un arası limoni olmasaydı, bursaspor şu an potadaydı. ve beşiktaş'ın cocugu fırat aydınus o maça atanmayacaktı. beşiktaş maçından itibaren bursaspor inceden kıyıldı. ama bir önceki sene bursa hakemlerin de yardımıyla şampiyon oldu. e bu nasıl oldu, ertugrul sağlam'ın baglantıları malum. geldikten sonra parasını alamayan bursasporlu oyunculara ülker kaynak bulmuştu.
    aziz yıldırım, erman toroğlu'nu lig tv'den attırdı. hemde araya devleti sokarak attırdı. aynı aziz yıldırım; rıdvan'ı, etrafı manipule etsin diye kullanıyor. fener şampiyon olursa rıdvan'a da madalya takmaıdır.
    fenerbahce'yi şampiyon yapanlardan birisidir. sen başında etkin fenerli yazarları toplayarak, aykut'a tam destek yemeği verdi. her hafta fener kampında. aykut hakkında bir kötü söz etmiyor. ya böyle bir dünya var mı ? 9 puan gerideki takımı favori gösteriyorlar. kaldı ki, futbol filan da oynamıyor bu takım. e şimdiki durum malum.
    yanlış anlamayın ben aziz yıldırım'ı eleştirmiyorum. bilakis takdir ediyorum. oyunu kuralına göre oynuyor. bildigin at koşturuyor. şampiyonluğa oynayan bi galatasaray'a karşı göt ister bu oyunlar. denizli'de yürür öyle, 15 dakika uzatmadan sonra. fener başbakana cıkarsa, biz başkana cıkarız. o diplomasi de sikeriz fener'i. net söylüyorum.
    türkiye'de futbol, hagi'nin monaco'ya 35 metreden attıgı gol değil. türkiye'de futbol galatasaray'ın en efektif zamanında 90 + 6 'da istanbulspor'a karşı kazanılan penaltıdır.
    he bu anlattıklarım etik mi, değil mi o ayrı. ama bu heryerde böyle.
    uefa'da da böyle. kupa kura çekimlerinde de böyle. kulübün önde gelen isimleri, kupada kiminle eşleşeceğini bilir. o kutucuklar, küçük toplar işin yalanıdır. içinde titreşimli bir zımbırtı oldugu için kurada titreyen toplar çekilir. ve ona göre kura şekillenir. şampiyonlar liginin kuraları belliydi mesela. real ile barca'nın eşleşme nedeni, hem gelir hemde ingilteredeki finale en az 1 ingiliz takımı sokabilme ihtiyacıdır. ben bunları anlattıktan sonra şampiyonlar liig kuralarına göz gezdirebilirsiniz. fener ile sevilla eşleşir birini yer, sonra çelsi gelir küçük takımı yutar.

    Gelelim Ünal Aysala.'işte başarının hikayesi'
    aysal'ın profilini biraz düşünün gözünüzü seveyim. adam geldiği günden itibaren profesyonel bir yapı kuracagını söylüyor. konuşmaları da o şekilde yapıyor. maddi durumu, ticari başarısı ortada. futboldan anlamadıgını kendi de söylüyor. işlerim nedeniyle galatasaray'ın 8 maçını izledim canlı diyor. biz planımızı maça göre yaparken, başkanımızın dediğine bak. hayır futbolu sevmeyen adam, niye başkan olur o da ayrı mevzu. böyle bi adam, sizce o bahsettiğiniz borç batagının altına girer mi? öyle bir galatasaraylı izlenimi mi oluştu sizde ? ayrıca şunu belirtmeliyim, ben aysal takımı sikecek demedim. camiayı emmeye geliyorlar dedim. ben başarısız olacaklar demedim. yarın şak şak yapacagınız adamları iyi tanıyın dedim. en başından beri de bunu söylüyorum. bu ibneler; her alkış ve övgü aldıgında metin oktay'ın kemiği sızlayacak.. herşeyi kenara koyuyorum. galatasaray'ın başkanı 'futboldan anlamam' diyebilir mi? siz sindiriyorsanız, süper abi. midenize attırayım.
    2. Davamı...
    adnan nas, aka gündüz özdemir ve tulun triosu başkana fatih terim-dürüst-albayrak üçlüsünün takımın degerlerine zarar verdiğini, kurumsal bir yapı içerinde soğukluğun olamayacagını ve olmaması gerektiğini aysala anlatıyor. biz maaşlı çalışanlarımızın ne bok yediğini bilmek istiyoruz diyorlar. emir sarıgül ve sedat doğan da bu sırada yanında başkanın. fişeği ateşleyen adam da bülent tulun.
    ve aysal tuluna ne zaman takım hakkında bir şey sorsa, tulundan haberim yok cevabı geliyor.
    bunlar bilrek ve kasıtlı yapılmış hamleler. e aysal terime ulaşamıyor. ulaşamıyor derken, hep aracılar
    aracılığıyla terime ulaşabiliyor diyelim. ulaşmak istese ulaşır o ayrı ancak onun kafasındaki model,
    başkana rapor veren bir teknik direktör. adım gibi biliyorum, terim buna mail atarak takım hakkında brief verse
    kafasındaki model oturmuş olacaktı. şirket beyler bizim kulüp, şirket diyorum.
    bunun üzerine aysal da diyorki madem olay bu kadar kötü, artık yaptıgımız iş küslük noktasına gelmiş,
    o halde bu tartışmanın yeri yönetim kurulu toplantısı olmalıdır, sıkıntılarınızı
    orada dile getirin ki muhattaplarını dinleyebilelim.

    toplantı oldugunda ise eleştiriler havada uçuşurken aysal seçime gidiyoruz diyip kalkıyor masadan.
    konuyu açan adam aka gündüz özdemir, ve o da yönetimde yok. aysal bunları söyleyin demiyor,
    söylettiriyor. arada çok ince bir fark var.
    ve bu kararı başkandan başka kimse bilmiyor. adnan öztürk dahil.

    yani bürokrasi siker beyler. o kadar...


sən də yaz!