ziyan



facebook twitter əjdaha lazımdı   izlə   lələ   mən   googllalink

    1. hakan gündayın romanlarından biridir.


    --- spoiler ---

    doğu'da kızlar, kadın doğar. ecellerinden önce ölürler. ilk yemeği anasının memesinden gelen ve yediği çanağa tükürmekte sakınca görmeyen erkek, o kadar çok kadın gömer ki toprak bile artık dişidir. bu yüzden toprak ana diye bilinir. perilerin şanı buradan gelir. diri diri gömüle gömüle toprağı bile kadın yapmışlardır. bu yüzden verimsiz ve çoraktır. buna da, kadının intikamı denir.

    kendi başına doğuran mucizelerin kadını kibele dönemi biteli çok oluyor. spermlerinin marifetini anlayan erkeğin çağındayız. sik çağı! boyundan büyük s.ki olan bereket tanrısı priapos'un kullarının çağı! bu çağda mal sahibini zayıflatır. bu çağda savaşları, kaybedecek kadını olmayanlar kazanır. bu yüzden erkek, olabildiğince derine gömer kadını. gökte, kadına ait ne varsa onu taşıyan şeytan, yerde, erkeğe ait ne varsa onu taşıyan kadın. aralarında kalmıştır, sıkışmıştır erkek. kızgındır. bu yüzden gömer kadınını. eşit olamayacağını bildiği için üstüne çıkar, tepinir. çünkü s.kini doğrultamazsa doğurtamayacağını, ama bir kadının kısır da olsa zevkten dlireceğini bilir! erkek, kadından nefret etse de peşinden koşan, yakaldığı yerde de yumruklayan bir doğa kazasıdır. kendisinin de iddia ettiği gibi, sahip olduğu her şey sikinden küçüktür. aklı, kalbi, insanlığı, her şeyi...--- spoiler ---
    2. --spoiler--

    hayır, ölü adamı kimseye anlamayacaktım. karşıma sadece nöbetlerde çıkan bir hayaletle konuştuğumu kimse bilmeyecekti. nöbet tutmanın ne demek olduğunu biliyordum. belki de sadece yan etkilerden biriydi. saatlerce yalnız kalmanın, sabit durmanın etkilerinden biri halüsinasyon görmek olabilirdi. nöbet sırasında başına garip olayların geldiği o kadar çok asker tanımıştım ki, buna şaşırmazdım. hikayelerini dinlediğimde bir belgesel hayal ederdim. soru, ''nöbet sırasında ne yaptın?'' olacak ve askerler sırayla yanıt verecekti:
    `sigara içtim.`
    `ağladım.`
    `önümden geçen çoçuğa para verip, karşıdaki lokantadan yemek getirtip yedim.`
    `kulenin duvarlarına yazılar yazdım.`
    `kulenin arkasına diktiğim tohumlar yeşerince sarıp içtim.`
    `bir pezevengin getirdiği çingene kadını siktim.`
    `ağladım.`
    `mermileri söküp içindeki barutları boşaltdım.`
    `ağladım.`
    `326784 seri numaralı silahımın namlusunu ağzıma sokup tetiğe bastım.`
    `ağladım.`
    `kapısında beklediğim cezaevinin mahkûmlararı tarafından rehin alındım.`
    `465384 seri numaralı silahımın namlusunu sağ ayak bileğime dayayıp tetiği çektim.`
    `ağladım.`
    `bir köpek kulübesini söküp yaktım ve postallarımı ısıttım.`
    `kabanı yere serip, üstünde uyudum ve donarak öldüm.`
    `karda çukur açıp içine sıçtım.`
    `köpeköldüreni şarap zannederdim. oysa bir soğuk çeşidiymiş. kışlanın köpeklerinden birinin donarak ölmesini seyrettim.`
    `ağladım.`
    `0906584 seri numaralı silahımı hedef gözetmeksizin ateşledim altı sivili öldürdüm.`
    `ağladım.`
    `her gün aynı saatte önümden geçip ''hayırlı nöbetler, asker ağa!'' diyen bir herif tarafından havaya uçuruldum.`
    `cep telofonuyla konuştuğum karımdan, çoçuğumun ölü doğduğunu öğrendim.`
    `ağladım.`
    belgeselin sonundaysa, aynı sırayla hepsi şu cümleyi söyleyecekti:
    `ama nöbet yerini terk etmedim!`

    --spoiler--
    (səhifə 40-41)


sən də yaz!