24 yazar 45 başlıq və 55 entry
yenilə | gündəm | top

1 2
güzəran sadəlövh nhajiyev 5 3 dekabr 2016 barcelona real madrid oyunu 2 denis villeneuve təkcə mənmi edirəm deyə düşünülən şeylər krisnayayoxarcunayahe godspeed you black emperor god on trial 2 yazarların başına gələn maraqlı hadisələr 3 the imitation game 2 barış qrupu füzuli kantatası 2 reconstruction englar alheimsins the breakfast club letters to father jacob james boy yazgı bang bang you're dead lilya 4-ever dogma 95 rosso come il cielo ekskursante 2:37 the broken circle breakdown einar wegener buda as sharm foru rikht la finestra di fronte mount and blade: with fire and sword ruhi əzablar alfred schnittke fanny edelman aurore hallelujah sözaltı sözlük ilham əliyev 3 qaza və elektrik enerjisinə limit əli novruzov schooldays mizantrop rapunzel sindromu böyümək qaynaqçı timidus yazarların penis boyları kargüzar mannequin challenge 4 kədər bioqaz 2 notepub.com azərbaycanlıların tələffüz səhvləri 4 köhnə sevgilinin unudulmayan sözləri 3 sözlükçülərin ən sevdiyi cizgi film personajları 3 əfsanəvi başlıqlar 2 sözlük yazarlarının dinləməkdən bezmədiyi mahnılar 3 akkord eşidilməkdən bezilən şeylər 7 şəhər əfsanələri yağışlıq üçüncü mömin vaçaqan veksel rrrrrrr!!! 2 albert einstein yenilə yeniyetməyə ən çox yaraşan maşın 3 italyan zövq verən kiçik çılğınlıqlar səyyar 2 nissan qadına ən çox yaraşan maşın 6 qaqana ən çox yaraşan maşın 2 eddie redmayne suicide squad 2 türk serialları 3 şəb-i hicran lovğa amı götü dağıtdım geldim azərbaycan dilinə tərcümə olunmuş kitablar 2 marixuana 2 qonaq gələn ailədəki uşaq 4 nizami süleymanov ən bəyənilən ekşi sözlük entryləri türkləri sevmə səbəbləri qız tutmaq minasazlıq şabalıd vikings sinəsi tüklü şair xəzərin sahilində

yazarların qısa ədəbi nəsrləri


facebook twitter əjdaha lazımdı   googllalink

    1. - başqa başlıq tapmadım - və azərbaycanca olmasa da, altı yeddi il əvvəl yazdığım yazılardan və şeirlərdən bəzilərini sözlüyə atmaq qərarına gəldim, dursunlar burda bir yerdə deyə. heç bir qrammatik səhv və ya cümlə dəyişikliyi etmək istəmirəm. o vaxtı klavye düymələrini necə basmışamsa, elə də qalsınlar. sanki ruhuna toxunacaqmışam kimi hiss edirəm dəyişsəm.

    …her kes birilerine özenir, bende serserilere özendim sanırım
    …haklısın normandiya çayırında yapayalnız kalmış uzun kirpikli eşek hala neden yaşadığını bir türlü anlamıyorsa , ondan farkım ne? Tek farkım arka bacaklarım üzerinde yürüyebilmem olsa gerek . Ciyeri beş para etmez üniversite hocalarının söyledikleri çekim gücü , başarı , mutluluk , azim , kişisel gelişim ,fas-fus tut-put ve dier saçma sapan bi sürü görüşleri dikkate almazsak eşek düşündüyü konuda haklı , ve bu benide haklı yapar. Yo hayır görüşleri dikkate alırsak ( ki bu sadece bi “mesela”) alırsak bile yine dönüp dolaşıp meteliksiz bi eşek oluyorum. Çünkü “sözde” efendime kulak vermiş oluyorum işte., başka birinin fikriyle kabulleniyorum yaşam mantığıma , ki bu bana göre diil. Eminim pis moruk bukowskide bu konuda bana katılırdı. Ama gotü bi karış havada üniversite hocalarımın fikirlerini dikkate alma olasılığımı görse, bunu asla yapmayacağımı bilse bile , beni ceza amaçlı hipodromda bi tur koştururdu moruk..Onunla aynı kaderi paylaşdığımı zannettiğim anlar oldu ve bi lanet hatayla bunu etrafımdakı bi kaç öcüye söylediğimde bunu kendimi sıfatlaştırmak anlamında yaptığımı söylediler. Oysa hayır,ortak noktalarmız var. ikimizde tolstoya küfr ediyoruz arasıra. Ama kadın ve şarap konusunda yaşlı pezevenge katılmiycam sanırm. Ben evimde kadın bulundurmaktan hoşlanmam. Sık sık ağlarlar yaratıklar,hiç sevmem yanımda ağlayan kadını.Beni kullandığı fikrine kapılırım.Öylede zaten.Yanınızda sık sık ağlayan kadından sakının bence, elde etmek istediyi bişey vardır kesin. Ama yanınızda asla ağlamayan kadındanda sakının,çok zekidir. Neyse, ikimizde sabahlara nefret edioruz.sabah demişken ,yine başladı. Sabah ezanına nefret ediorum.bunu sölediyimde yine o ağzı pis kokan alt kattaki komşumuz bunu bi farklılaşma çabası zann edior. Dinle bi çatışma. Hep cehennemle korkutur beni mahluk. Olsun. Ordakilere anlatıcak bi sürü fıkram var. Azrayili bile güldürür. Onlarında vardır. Öyle yuvarlanıp gideriz. Bu bizim gerizekalı mahlukun anlayamadığı nokta benim derdim din diil. Sabah ezanı kuşları uyandırıyor. Bir insan kuş sesine nefret edermi ? evet eder . Sabah ezanının uyandırdığı kuşların sesine. Yeni bir sabahın açıldığını simgeleyen lanet kuşlar. Ve her sabah bi cehennem.. Sabah kuşlara nefret ettiğimi ikinci bi kişide bu sezgiyi duyduktan sonra anladım aslında.aynı kaderi paylaştığım kaç kişi var kim bilir.şimdilerde sabah dahada erken açılmaya başladı. Lanet . Doğru dürüst gecemiz bile yok.Tanrı yine hep yaptığı şeyi yapıyor,yazarlar genelde gece yazar. Ama herifler onada bi yasak getirmiş. Gece uykularınada bi bok katmışlar serotonınmiydi ne. Mutluluk hormunoymuş.burdakı zillilerin tıp fakultesine ilk ayak attığım gün söylemişti çenesi yere deymek üzere olan 70li yaşlarda kimyacı. Gece uyumazsanız mutluluk hormonunuz sentenlenmez çocuklar. siktir git.
    Saat sabahın 5ine geldi. Koca popolu dostum hala ortalıkta yok. O çevremdeki tek olumlu insan , onu görmekten hoşlanıyorum. Ciddi şeyleri hafife alır. Şu sıralarda buna ihtiyacım var . Bu pek iyi bı özellik deilm-miş.özellikle babam beni hep böylelerinden uzak durmakta uyarırdı. Ama mazeret işte.başka türlü olmaz bu iş. Etrafımdakı dierleri dünya her an başlarına yıkılacak gibi.bi karmaşa içindeler. Her gün gazte ve ana haber bülteni izlerler , kendini kanıtlamak isteyen bi sürü süslü püslü şeyler. sabah 8den akşam 5e kadar memurluk yapmakçin en az 5 sene diploma kovalamacası çokmu önemli sanki. Bu konuda babama hep acırdım. Benim derse gitmediyim günler olurdu ama onun öyle bi şansı yoktu, müdürü benim öğretmenlerimden daha disiplinli bi sarhoşdu..işin en kötü tarafı babamın bacanağıydı. Yazık. Dönelim bizim titrek kalpli kariyercilere. Gece uyurken yarın ne yapacağını düşün bugun neler yaptığını gözden keçir. Falan gibi kuralları vardır bide. Hemende uyurlar pezevenkler.ne şans ama. Asla yarn ne yapacağımı düşünmedim. Annem her ne kadar tavsıye etsede. Büyük lafı dinlemeyen çarpılır derler ya. Çarpıldım her halde. Cemiyyetde dışlanıyorum. Hayatı çok zorlarlar bu dört gözlü kocakafalı herifler. Oysa hayat basitdir. Poker gibi bişey. Hatda daha kolay. Sabahlara kadar ellerinde pankartlarla bağırarak sosyal bi fealiyetde bulunduklarını zann eden, ruhları kafesdeki beyinsizlerin derdi ne bi bilsem. Küçücüç beyinleriyle tanrılara kafa tutuyolrlar. En çok yaptıkları şey elleri çenelerinde kalın gözlükleriyle fotoraf makinelerinin tam ortasında durup poz vermek. . Sanattan anlamayan piçler. Pezevenkler. Yüzlerinde korkunç bi ciddilik olur. Sanki tanrı işi bunlara devr etmiş. Küfr edesim var .Ciddik tavırlara girerler,özgürlüyü tartışırlar. Dayaz adamların tek sığıncağı ciddiliktir. Buda tüm müdür ve hocaları dayaz yapar. Zeus bi indirse kılıcını anlarlar özgürlük neymiş. Beyin kafa tasının içine mahkumken nasıl özgür ola bilirki. Eskiden zannedersem bende öyleydim,ama, sanırım içimde biyerde bişeyler oldu. Diploma ,kariyer ,aile. Charles yaşasaydı kendi diliyle söylerdi – toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam- sözünü. Onun ilk okuduğum sözü bu olsa gerek. Okuduğum anda bu adam benim kanımdan dedim.. Ama hayır o serseriyle beni ayıran bişeyler var. içimde bi his moruğun kalbi olmadığını söylüyor. Ama bende var.buda pis bi özellik. Nasılki Yunanlardaki Aşil-in annesi onu topuğundan tutup suya sallamıştı benim annemde kalbimden tutup sallamış olmalı, dier bölgelerime muhteşem yaralar alsamda kalbime dokunulduğunda bitiorum..en çokta lanet piano tuşlarına dayanıksız göğsümdeki kırmızı renkli şu garip organ..
    Bi köpek bulmalıyım kendime,konuştuğunda sana sadece havlayarak cevap verir.ne güzel.felsefe yapmayan bi köpek

    -xancano (timidus, 2010)

    orginal qaynaq link
    2. Hayalperestçe şeyler ..
    ….yıllar önce çocukluğumda mahallede çocuklarla durarken bi çocuğa -‘ Senin kardeşlerin varmı?’ die sormuştuk. Çocuk , -‘hayır ama güvercinlerim var’ demişti . Biz alaycı tavırla gülerken çocuk gözleri dolmuş şekilde uzaklaşmışdı ordan..
    .. ve şimdi anlıyorum onun üzüntüsünü , çünkü artık benimde bi güvercinim var..
    Şimdi anlıyorum, sanki ilada kardeşinmi olmalı ‘var’ diye bilmekçin,
    Bi annenmi olmalı sarılmakçin,
    Bi babanmı olmalı erkek-erkeğe gezip mahalleliye hava atmakçin,
    Bi evinmi olmalı sığınmakçin?
    illa paranmı olmalı mutlu olmakçin ,
    Güneşmi olmalı aydınlanmakçin,
    Karanlıkta güneşi göremezmi insan ?
    Bi Tanrınmı olmalı dua etmekçin,
    Ateistler dua etmezmi sanki ?
    illa bi başımı olmalı hayatımın ‘doğum’ die nitelendirilern,
    Ya da bi sonumu olmalı ‘ölüm’ -le bitirilen?
    Bi milletimi olmalı bana dayak olucak,
    Ya da bi ülkemi olmalı yaşayabileceğim?
    …Beni okuyacak birilerimi olmalı yazabilmemçin?
    Max -a benzer dostumu olmalı , Kafka gibi tanınmamçin,
    Laura gibi karımı olmalı Balzac olabilmem için?
    On sene hapismi yatmalıyım Dosto gibi düşünebilmemçin,
    Yada babamı hapse girmeli Oliver Twistimi yarata bilmemçin,
    Cervantesmi olmalıyım 'Alvora' -yı susturmamçin?!..
    ..çocukken sorarlardı ‘annenimi , babanımı daha çok seversin ?’
    Bi seçimi yapmalıydım mutlaka??
    iki göz arasında 'sağ- sol’ die seçim yaparmı ki insan ?
    ‘En sevdiklerim’ die bi kategorimi olmalı beynimin bi köşesinde?
    Yani, mesela favori bi Şairimi olmalı,
    Yazarmı olmalı en sevdiğim,
    Romanımı olmalı vazgeçemediğim?
    illa bi renkmi olmalı en sevdiğim?
    Uğurlu günümğ beklemeliyim doya-doya yaşamakçin?
    Oyuncağımı olmalı bi çocuğun eylenmesiyçin?
    Ayakkabımı olmalı durmaksızın soluğun bitene kadar koşmak için,
    Yalın ayakla koşamammı ,yaralansada ayaklarım ?
    illa derdimi olmalı biramı yudumlamakçin,
    Geçmişimi olmalı övünebileceyim,
    Hedefimi olmalı geleceğimi kurmakçin??
    Kanatlarımı olmalı insanın , uçabilmekçin,
    Kelebekmi olmalı ‘ özgürüm’ die bilmekçin?
    Tanrımı olmalı, yaratabilmekçin?
    Bi mesleğimi olmalı?
    Fikrimmi olmalı?
    ..sevincimi ?
    …üzünümmü?
    …..yeteneğimi?
    …….....hatıramı?
    …………davammı?
    Kalemi olmalı yazabilmekçin?
    Rüzgarmı olmalı?
    Yağmurmu yağmalı ıslanmakçin,
    Denizmi olmalı boğulmakçin,
    Ateşmi olmalı yanmakçin
    içimde yanarak boğulamazmıyım?
    …Ya sen?
    Sarışınmı olmalısın ‘sarım’ die bilmemçin ,
    Gözlerin mavimi olmalı 'denizim' die bilmemçin,
    Yakındamı olmalısın her gün göre bilmemçin??
    Mıktar sorma bana, illa bi miktarmı olmalı sevgimi belirtecek?
    Doğum gününü hatırlamalımıyım her seferinde?
    ..leyla olamazmıyım??
    Bi yüzükmü olmalı beraberliyimizi simgeleyecek,
    Bi kolyemi olmalı boynumda senden hatıra?
    ..Güzelmi olmalıyım sevilebilmemçin??
    ..yada, yada sanki bi kadınmı olmalı sevebilmem için???
    ….hayal etsem olmazmı???

    -..xancano (timidus 13 haziran 2010 …( Hügoya saygılarımla))

    orginal qaynaq link
    3. Sevgilimin katiline ashik oldum

    /// Son terk edişinden sonra kalbimi tamirata gönderdim.Baya yıpranmış, güne üç adet serum kullanıyorum, içinde bol keseden umut ,hasret giderici , ve Alzehimer arttırıcısı olan.
    Gidişin üzerine kalbim beynimin itaatinden çıktı , savaş ilan etdi. Bi harp aldı başını gidiyor,kontrolden çıktı cemaatim, ve savaş alanına döndü bedenimin dört köşesi. Kalbim ordusunu topladı dört bir yanını sardı beynimin,seni geri istiyor. 7-den 70-e tüm hücrelerim beynim etrafında mesken salmış durumda .Seni istiyorlar,fakat beynim kararlı seni geri getirmemeğe.
    -Özgürlük diye bağırıyor beynim,ama onu anlıyamıyorum, Beyin kafatasının içindeyken nasıl özgür ola bilir??
    -Gözlerim greve girdi, seni geri vermezsem aydınlık olmıycak gibi bu bedende.
    -içimdeki ateşin dumanı gözlerime vurdu, ne yakın ne uzağı göre biliyorum,artık sadece gözelirim kapadığımda görebiliyorum..
    -Ve ben kalbimle beynimin savaşında tarafında olmam gerekeni seçemiyorum.Beynim seni kategori dışı etmiş durumda, kalbimse mirasını sana devretmek üzere bi vasiyyet yazıp çıktı beynimin önüne.Elinde Afroditin kılıcı var.
    -Uzun kaybedişlerden sonra sonunda dün savaş bitdi, beynim kalbimi öldürdü,beynimin emriyle kalbime bi bıçak sapladım. Kalp nakli yapıldı hemen. Yerine plastik bi kalp takıldı,onunla takılıyorm şimdilerde,aşk nedir bilmeyen plastik bi kalp,ve ey Afrodit,aşksız hayat ne güzelmiş (!)..
    -Öyle işte,paketimdeki son sigaramdın sen bol-bol nikotinli,ve sanırım ağır geldi yüksek dozda kabulün,ilk fıtı çekdiğimde senden başka kimseyi göremez olmuştum, kördüm. ikinci fıtda yüzüm bem beyazdı, kanım durmuştu. Üçüncüde yoktum,bedenim kasılmış,kıvrılarak bi köşede geri dönüşü olmayan bi uykuya dalmıştım,ölmüştüm,ve annem sana düşman,sahip olduğu tek oğlunu,hayalperestini öldürdün.
    -işte bu sebepten sigara paketlerinin üzerine yazıldığı gibi seninde göğsüne kocaman bu "Dikkat öldürür!" tabelası asmak lazım,yada hayır, daha öldürmedin beni,kurtuluşu olmayan ölümcül bi hastalığın kollarına attın.Göz temasından geçen bulaşıcı bi hastalıktı seninkisi..Gözlerini gören yavaş-yavaş ölür..
    -Orta yüzyılda Gotik mimarlar ilk kez kiliseleri ışık girebilecek bi şekilde tasarladıklarında,hepsine ölüm emri verilmişti gilyotinle,aynı durumdayım, içimdeki Kiliseye senin girmene izin verdim, ve ölümümü istiyor kilise kahinlerim..
    -Ve Ölüp gitmeden önce tanrıya bi mektup yazdım,ve dip not olarak seni cennette karşıma çıkarmamasını rica ettim,kalbimi öldürerek gidiyorum öbür dünyaya, ve umarım tekrardan dirilme saçmalığı yoktur,bu kalbi bi daha çekemem ben .Cennetin en güzel köşesinden bi köşk kirallattım,sanırım cehenneme girmeden güzelce bi dinlensem iyi olucak.
    -Ama içimde bi umut var,tanrı beni hep cennette tutucak die,çünkü dünyayı küfürbaz bi hayalperetten temizliyorum. Bi pessimist daha arıklanıyor sayemde.
    -Son mektubumda yazdığım gibi provası olmayan yalnızlık oynumuzun birinci perdesindeyim daha,izleyicilere yalnızlığı , karanlığı ve seni anlatıyorum,içleri burkuluyor,karar veremiyorlar,hangisinin daha az öldürücü olduğuna.Yalnızlıkmı,Karanlıkmı ya Senmi ??
    -Dün yine dilini bilmediyim bi şarkı dinledim Sofi,kendimce tercüme etdim,seni anlatıyordu,tüm diğer dilini bilmediğim şarkılar gibi.
    -Vodkayı ilk içtiğinde "Hani etki?" der ya herkes, " E hani etki?" demiştim seni ilk içtiğimde Sofi..
    -Sen, Kalbime bi kesik attın piramitler bile sağaltamaz,üzgünüm sevgilim Tefrika titreşimli zorlamalar bunlar...

    -Neden ayrılıyorsun diye sormuştun hatırlıyormusun Sofi.Cevap ver bana o zaman eğer seni hayatında asla bi yaban köpeyi ısırmadıysa köpek acısını nerden bile bilirsinki Sofi? Hm ?Bu da öyle bi şey işte, yani aşk,seni hiç ısırdımı?
    - "Biz" kelimesini öldürdüğüm günden beri bu koca şehir, bana bişeyler söyleyecek gibi,ama söyleyemiyor,hep hıkkınıyor,neden Sofim ? Neden ??
    -Hep anlatmaya çalıştığım o şey,acıyla mutluluğun lezzetli karışımı,sonunda formulünü buldum,sana ispatlamakçin,söyle bana sevgili Sofim,Bir ressamı insan yüzü çizerken izledinmi? Ağlayan ve Gülen insan yüzü,daha dün dikkat etdim,ağlarken ve gülerken yüzümüzde beliren çizgiler ve hareketler aynıymış,resim henüz bitmeden bakıcak olursan ağlayacakmı gülecekmi bilemezsin.Acıyla mutluluğun özündeki o tatlı karışım bu işte, Tanrı dengeye o kadar aşıkki,acıyla mutluluğ iç-içe katarak sunmuş bizlere,sana olan sevgim nefretimle sonlanmakta Sofi,nasılki gülme son sınırına varınca gözyaşlarıyla karışır..



    -Sana hep ölümden bahs ederdim ya,meraklanma,ölümü lanet bi çıkmaz sokak karmaşasından kurtulmakçin tutmuyorum yan cebimde,hayatımın en lezzetli anında durduracağım ömrümü,cehennemdeki oda arkadaşlarım ve bu dünyadakı fani dostlarım "kaderin yükünü kaldıramadığımı" sanmasınlar diye. Kimsenin ulaşamadığı zirveye ulaştıktan sonra intiharım makbuldür .
    -Sen Son model araba kataloglarını sayfalarken,ben intihar yöntemlerini araştırıyordum eskimiş müsveddelerden,ve şimdilerde kendime son model bi ölüm kirallattım,ölümü bile satın alamayacak kadar fakirlediğimi sanma,sandığın kadar ucuz bi şey değil ölmek.
    -Bilesinki, Şeytana bile saygı duyuyorum artık,cazip fikirleri var,çeşitli intiharlar sunuyor.Karar veremiyorum ya Şeytan büyük bi düzenbaz,yada Tanrıya inanmakta hata yapıyoruz.
    - Sonsuz iyimser umutlara sahibim,deyişik mevsimlerde ölüm diriliyorlar.Ama artık umutlarımıında boyu uzadı,ölüm ölüm diye yalvarıyorlar,tahtıma geçmesi gereken aday belli oldu – Ölüm !
    -Ölümden nefret etmekmi ? O bana sevgiyi , nefreti,renkleri anlattı,yo hayır,anlatmadı,öğretti,ve bu kadar iyiliği varken,neden ondan nefret edeyim ??
    -Son iki ayım odamda volta atmakla geçti,annemlere geleli,ve şanslıyım bu sefer büyük bi odaya denk geldim,çevremin çapı büyüdü biraz,ölümden başka şeylerde düşünüyorum,mesela kendime güzel bi ölüm şöleni hazırlamak gibi.
    Ne garip,her ikiside , eski ve yeni sevgilim, kalbimin tarafındaydılar,ama kalbim eskiyi seçip yeni sevgiliyi itiyordu,beynimse yeniyi seçip eskiyi itiyordu..
    -Sen kalbimin tarafındaydın ,içinden çıktığı kalbin giysisini giymiş sözcükler gibi süslerdim seni kalbimin giysileriyle,çünkü sende kalbimden fırlama bi kelimeydin "Ölüm!",ama kalbim seni istemedi.
    -Anlayamıyorum nediye beklerler ölümün onlara gelmesini yaşlı ihtiyarlar,gençliğin hasretiyle oturup buruşmuş kalplerini teselli ederler,basit bi mambo zehiri bulmak bu kadar zor iş değilki oysa. Ölümü yaşlılığa yeğlerim,yaşlılık asla bana uğrayamiycak olan zorunlu bi misafirim,önünü ölümle keseceğim istenmeyen misafirim.
    -Senden önceki tüm sevgilileri kalbime gömdüm, içimdeki hayaletler mezarlığına hoş geldin Ölüm.
    -Ve sen Ey Azrayil !
    Birgün "Can"-ını almaya geldiğinde,
    Bir bak bakalım işine yarar bi "Can" kalmışmı bu bedende !
    -Sevgiliye hep "Sensiz ölürüm" denilirya,ben o sözden mahrumum işte, sevgilime-Ölüme , "Sensiz ölürüm!" diyemiyorum.Ölümsüz nası öleyimki ?
    -Ama sana öylesine bağlıyımki, eğer bi disliz olsam , ve senede sadece bi söz söyleme hakkım olsaydı,oda senin adın olurdu sevgilim- "Ölüm!".
    -Benim çok güzel bi sandığım var,ama kilidi yok,tıpkı kalbim gibi,neyse,içinde hiç okunmamış mektuplarımı saklıyorum.Bir gün benim için okurmusun ölüm ??
    -Düşüncelerim enfeksiyon bi hastalık olup çıktı,tüm eski sevgililerim canlarına kıydı, ve son sevgilim Ölüm intihar etmek üzere.
    -Tüm doktorlar benim düşmanımdır! Çünkü sevgilime göz önünde tecavüz ediyorlar.Kovuyorlar onu bu bedenden hep.Kavuşmamızın en büyün engeli doktorlar! Geri dönme özgürlüğünü sunan bir intihar yöntemiydi senden önceki tüm ölüm girişimlerim,ve o kadar tırsaktımki hiç ölmedim, mide yıkanmasından sonra anneme geri verdi beni doktorlar hep. Son intihar girişimimde seni yudumladığımdaysa, annem doktora koştuğunda,"Bu sefer kalbi yıkanmalı" dedi doktorlar...//
    -Ve sevgili eşim Ölüm,sana kavuşmama sadece tek bir adım kaldı onun adıda intihar,ölümle bir insanın evlenme partisine verilen isim. Hangi düğün salonda,ve kimin nikahımızı kıymasını istersin ? Keneotu Tohumu? Keşiş Örümceği Zehri?Balon Balığı Zehri? Siyah Mambo zehri ? Ya katillerin Favori tercihi Arsenik ? Zalim ve çirkin Sitriktinin ? yoksa intiharların bir numarası Siyanürmü ?
    -Sanırım Siyanür bana pek uygun.Ve Sofi,eğer benden son bi hatıra almak istersen,benden geriye kalan tek hatıra Olay Yeri inceleme Ekiplerinin mavi defterindeki " Mağdur iç Oksijen Yetersizliğinden Boğularak Ölmüştür " notu olacaktır.....
    Belki de Dr. Hannibal Lecter'la yemeğe çıkmak en iyisi olacaktır..

    Timidus(xancano) ///
    Ölümünden birkaç sene önce gece yarısı

    orginal qaynaq link
    4. One last goodbye

    merhaba Sofi. Sıkıldım,yazmak istedim.Nasılsın? Eylül nasıl? Ben..aslında pekte “merhaba” değilim.Ayrılık pekte yaramadı sanırım.Bişeyleri düzeltmeye çalışmıştım olmadı ama.Moiralar`la senin üzerine oynadığımız kumarda hile yaptı ve kazandı,aklıma takıldı eğer aşkta bi kumarsa nasıl kumarda kaybeden aşkta kazanırki?? Senden ayrılma emrini veren beynimdi ve kalbim ona söz geçiremedi.Şimdi büyük bi hüzün var camiiamda.Beynimi kendinden utandırmak için önceleri kayd ettiğim notları okutuyorum ona,ve ilerde bi gün de bu günümden utanacağını anlatmaya çalışıyorum.Hayatımı elimden geldiği kadar kaygısız ve salt kendi rahatımı düşünerek geçirmeye karar verip de köşeme çekildiğim zaman,ruhuma edebileceğim en büyük iyiliğin onu tam bir başıboşluk içinde bırakmak olacağını düşünmüştüm,ama yanılmışım,sen haklıydın Sofi,istediğim bu değildi..
    içimdeki genç çocuğu kandırdım , ve ona senin öldüğünü söyledim. Bidaha beni bulamamançinde gazetedeki ölüm ilanlarının arasından, kimsesizler mezarlığına gömülecek olan yetmiş sekiz yaşında zavalli bir ayyaşın adını seçtim kendime . Bana ait olmayan bir ad ve soyad dolanıyorum şimdilerde. 4 no-lu kimlik başvurusu merkezinden aldığım on ikinci kimliği de çöpe fırlattım.Adamlar bıktı benden her seferinde yeni bi kimlik başvurusunda bulunmakçin gittiğimde o koca kafalı nankör polis memuru beni sıkıca tembih edior ve bidaha olursa gözünün yaşına bakmam evlat dierek “şuna yeni bi kimlik verin” çağrısı yapiordu . Anneme her seferinde kimliğimi kayb ettim dediğimde onun “çok unutkansın kimliğini hep kaybediyorsun” dediğini hatırlıorum da ,zavallı kadın nerden bile bilirdi aslında kimlik taşımaktan nefret ettiğimi ve bilerek kaybettiğimi .Ama yinede doğru söylüyordu “kimliğimi hep kaybediyorum”...Neyse..
    Tıpkı bıraktığın gibiyim hala,gözlerim tavanla sevişirken senin “ne” olduğuna dair yeni buluşlarımla kendimi eylendirerek geçinip gidiyorum.Sana son mektubumda belirttiğim gibi seni sigaraya benzetmekte haklıymışım,bi çok ortak özelliğiniz var. Aşırı sigara içenlerin bile başkası içtiğinde katlanamadıkları koku vardır,sigara kokusu.Sende öle bişeysin, benden başkası içerse kokuna katlanamam.
    Sana "oksijenimsin" demiştimya haklıydım..Oksijen yangını oluşturan üç faktörden biridir,senin gelmen benim yanıp kül olmama yetti Sofi..
    Sakın ola ki aynı senaryo üzere “seni unutmak” başlığı altında yeni bi operasyon başlattıp ve yeni sevgili kayıtlarına başladım falan sanma, bu beni çok üzer. Yerini verebileceğim bi başkası yok artık. Babettemi? hayır, kesinlike hayır, senin yerine göz dikmiş o ucuz fahişeyi asla kendinle kıyaslama.iyice sıkılmış beli, yuvarlak karnı , etli dizleri,ve ağır göğüsleriyle asla senle kıyaslanamaz bi çirkinlikte o.Oysa sen Poseidona eşlik edicek kadar asilsin..Çıplak göğüslerinin üzerine geçirdiğin o küçücük mavi kazağını ve bana hep “seni otuz yaşında görmek isterim” demeni özledim Sofi. Sana “sarılamamanın” hasretindeyim, sert kollarımla o yumuşak bedenini bi kere bile saramadan her şey bitti.Umutlarımı kesip kanattın.Yinede hislerimin mesihi olmana o kadarda kızmadım,deccaldan daha uzak değilsinki bana. En kötüsü giderken bi elveda bile demeden çekip gitmen.
    Bi ricam var Sofi, beni sevdiğin için seni aşağılamaya çalışan veya yakana yapışıp türlü çeşitli laflarla seni benden vazgeçirmeye çalışan kimselere beni sevmenin de sevmemek gibi bir seçim olduğunu hatırlat ki fazla bıdı bıdı etmesinler, etrafında fazlasıyla “ben” aleyhdarı sikindirik insanlar olduğunu biliyorum.
    Burda günlerimin pekte hoş olduğu söylenemez, plaklarımda müzik yerine hep sirenler çalıyor, ve boku çıkmış sistemin en miğde bulandırıcı mensubu sikindirik bi yaşlı pezeveng bana hayatı ve insanları anlatıyor,canım sıkılıyor. Her gün uyumadan önce “where did you sleep last night”-ı dinleyerek uykuya dalıyorum. Ve her gece rüyamda yaşlı bi feminist büyücünün evinde bana işkence ediliyor Sofi ,sana çektirdiklerimden dolayıymış,doğrumu bunlar? Sonra bazen bi hastanede görüyorum kendimi, ameliyat oluyorum ve sen bir anastezistsin , narkozu fazla kaçırmışsın üzerimde, heyecanla ağzıma burnuma oksijen basarak beni hayata döndürmeye ve kendini hayatta tutmaya çalışıyorsun...Sanırım bu kabuslardan kurtulmam için kendime bi Papaz bulmalı ve beni vaftiz etmesiyçin ona yalvarmalıyım.
    Kendime tatlı ,yumuşak ve “büyümeyen” bi köpek aldım Sofi. Ben konuşarak içimi boşaltıyorum, oda havlayarak cevaplıyor. Kendimce tercüme ediyorumda,bana hak veriyor sanırım,senle aramızdakı tavrım konusunda.. Onun bana tanrı tarafından verilmiş bi uzlaşma armağanı olduğunu düşünüyorum.Asla babama layik bi oğul olmayı başaramadım , hatamı telafi etmekçin “köpeğime layik bi baba” olmayı deniyorum. O bi centilmen, parkta gördüğü hem köpek “bayanlara” hemde bayan “köpeklere” iyi davranıyor.Fakat sanırım oda benim gibi a-sexual bi kişiliğe sahip.Komşu Glorianın dişi köpeği “Lara”-nın gece gündüz ona pas vermesine karşın benim ufaklık onu tikine bile takmıyor.Bu arada o bi vejeteryan, et yemiyor,ve sanırım etten oluşan tüm yaratıklara nefret ediyor.Geçen pazar paskalya bayramında piknikteki dialogumuzdan öle anladım.Ön yargılı bi köpek yani.Onuda eski sevgilisi terk etmiş, ve ne tesadüf oda bi “köpekmiş”, senden önceki Lara gibi.
    Yeni arkadaşlar edindim senden sonra ,bana neden bukadar yorgun görünüyorsun die soruyolar ve onlara “Geride bi aşk bıraktım soğuk ve kasırgalıydı..” die cevap veriorum..aldırmıyorlar ve “dert çekmek”-den şikayetleniyolar, benim yerimde olsalar hangisini tercih ederlerdi acaba “dert çekmekmi” yoksa “seni çekmekmi” Sofi ?
    Sigaraya yeni başlamış ergenler gibi “nesine alışıyor lan millet bunun” ,“ bikereden bişey olmaz” ve ya “az içiyorum zararı yok” demiştim ben de sana ilk başladığımda,ama sen dedemin o ağır nikotinli tütünlerinden bile daha beter çıktın. Zehirin de kalitesi mi olurmuş dedirten zift kaynağı sigara deilde sensin bence Sofi. Sigara demişken son tahlilide gözlüklü hergelenin teki olan bi doktor sigara ve alkolden uzak durmamı önerdi. Ama ne fark ederki Sigara akciğerlerimi mahv etti, Alkol kara ciğerlerimi sense kalbimi,hanginizden vazgeçsem die düşünüyorum.Çünkü üçünüzde beraberken beynimi dağıtıyorsunuz. Tahripin en çok göze çarptığı nokta damarlarımda galiba ,Sigara daraltıyor , Alkol genişletiyor, ama en beteri sensin, damarlarımı tıkıyorsun Sofi..daha fazlamı vazodilatöre ihtiyacım var?? Yoksa listeden silinmesi gereken senmisin ?
    Beynim bana içimdeki zehirden arınmam için haykırmamı öneriyor, yeni bi yol buldum. Sakinleşmek için. Sessiz bir köşeye çekilip büyük çığlıklar atıyorum.Kulakların çınlarsa ismini bağırdığımı bilesin..işte bu yüzden ben asla “şuraya çıkıp hayır die bağıracağım”-ı komedi olarak nitelendirmedim..
    Çocukken üç arkadaşdık biz Aşk,Ayrılık, ve ben.Saklanbaç oynardık.Sıra bende olduğunda hep Aşka koşardım,ama Aşkı “sobe” diyeyim derken Ayrılık arkamdan sobe derdi hep.Aşka asla kavuşamazdım yani.Ayrılık asla iyi bi çoçuk olmadı,kavga ederdik,ve beni hüzünle kirletirdi hep,hatırlıyorum son kirletişinde annem bu leke çıkmaz demişti..Şimdi yine Ayrılık bizi almaya geldi Sofi,saklan bi yere ve elma dersem çık armut dersem çıkma..
    Aslında Aşka da bi cinayet olarak bakıyorum sofi, zira beni katlettin. Ve hislerimin korumacı polisleri peşinde.Saklana bileceğini sanıyorsun. Fakat unuttuğun bişey var,kusursuz cinayet yoktur.Ve sen bende bıraktığın izleri kamufle etmeden gittin,yakalanacaksın..
    Dört odacıktan oluşmuş kalbimin odalarında hep aynı duygu mensupları misafirim oldu.Üç odası dolu bu haftalarda kalbimin .Her zamanki gibi hasret,hüzün ve melankoli misafirim.Dördüncü oda boş Sofi.”Neden boş” die soruyor misafirlerim,ve ben onlara “Eskiden Sofi die bi kız yaşardı orada, bi gece odasında aşk yetmezliğinden ölü olarak bulundu.O günden beri lanetli olduğuna inanılıyor oranın,gelen herkes bi şekilde ölü olarak bulunuyor.O kızın ruhunun hala oralarda gezdiğine dair söylentiler var.” diye cevap veriyorum Sofi.. Kalp kapakciklarimin on ikisinide gardiyanlarıma kilitlettim, şovalyeleri topladım içine,giremezsin artık ruya oldu sana bu beden..
    Şimdi en melankolik ayıma girdim.Eylül..seni bulduğum ve kaybettiğim ay..Ve sana en çok yakışan ay.

    Tikanmış trompetimle sana bişeyler çalmamı istermisin ? Dinle o zaman : one last goodbye

    Kendine iyi bak Sofim..
    -Timidus (xancano) // Eylül…2010
    https://www.facebook.com/notes/timidus/one-last-goodbye/139341856109167 link
    5. Asansör boşluğu
    Sadece sekiz saniye,
    Her gün akşam on sularında apartmanın kapısına geliyor,
    “sanırım bu seferde siz açıcaksınız kapıyı”
    “evet sanırım” hafif gülümse
    Yedi adım toplam iki buçuk saniye sonra asansör
    En uzak ihtimalle asansör dokuzuncu kattaysa on sekiz saniyeye aşağı gelicektir ama genelde o lanet asansör zemin kattadır,
    Asansöre binme ve kapının kapanma süresi bir saniye,
    Bi öksürükle ortamı rahatlatma süresi yarım milli saniye,
    Tekrar hafif gülümseme,kaybolan yarım saniye daha,
    Dördüncü kata çıkmam gerektiğini , asansörün saniyede bi metre kalktığını ve 4cü katın ortalama sekiz metre olduğunu göz önüne alırsak, sekiz saniyem var demektir,ve bunun iki saniyesi giriş süresine kayb edildi.geriye kalan altı saniyede dün ve ondan önceki günkü altı saniyelerdeki “muhabbetimizin” geri kalan kısmına devam etmeliydik.
    Ve daha sorulacak çok şey..
    iki gün önceki altı saniyede kalemi yere düşmüştü ve onu yerden alma sırasında üç saniye kayb etmiştim,geri kalan üç saniyeye telaştan ne soracağımı şaşırarak “naber” demiştim...\.
    Cevap “iyidir senden..”
    Ikinci günkü geriye kalan altı saniyede ondan önceki gün kayb ettiğim o iki saniyeyi düşünmem bir saniyemi almıştı ve tekrar zaman kaybı yaşamamak için geri dönüşüm yarım saniye,altı saniyeden geriye kalan 4.5 saniye.. “sen burdamı oturuyosun daha önce hiç görmedim” cevap “evet eylülden beri burdayım..”
    Zrngggg, dördüncü kattayım süre bitti..”iyi geceler”..
    Bugünki altı saniyeye nasıl iki soruyu sığdıra bilirim diye düşünmüştüm ,zordu,
    Tamda altı saniyelik soru cevap oynunun bu günkü sorusunu soruyodmki, asansöre girerken elini tuşlara uzatıp “ dört ve dokuz” demesi ve hafif gülümsemesi üç saniyemi aldı,haraketleri bu kadar ağırdı..geri kalan üç saniyenin birini lanet okuyarak geçirmem bana iki saniye bıraktı,dier günlerden daha fazla zaman kazanayım derken yenik düşmüştüm,oda bunu istemezdi sanırım.ama en az benim kadar tedirgin olmalıydı..hoş bi tedirginlik..ki bunu yatışdırmak için zaman kaybına izin vermiş olmalıydı,iki saniyeyi kilişeye kurban verdim ..”hava çok soğuk” –“evet bencede”..
    Zırınggg
    Dördüncü kattayız..
    “Iyi geceler” “teşekkürler”...
    yarın
    Hep yarinlaramı kalacak
    Yarinin sorusu malum
    -Timidus
    br gün

    https://www.facebook.com/notes/timidus/asans%C3%B6r-bo%C5%9Flu%C4%9Fu/343651939011490 link
    6. suicide
    Semavi dinlerin tanrılarıda kendileri gibi sersem ve budala. intihar edenleri cehenneme alıyorlarmış,
    adamlar mayakovskiyi , hemingway`i , jack londonu cehenneme alacak kadar iddalılar, merak ettiğim şey se acep o çakma kitapta “intihar edenleri cennete alıyoruz” yazılsaydı nolurdu?Şu anda tüm teistler ölmüşmü olurdu yoksa her şey olduğu gibi devam eder miydi? Bu soru hep kafamı karıştırır.her neyse
    intihar çok garip bir eylemdir aslında, gidipte birine neden intihar etmezsin? Desen vereceği cevap aile bağlarıdır şudur budur dosttur arkadaşdır yok annem arkamdan gelirden öte olmaz,fakat verimlesi gereken tek cevap beklentilerdir. Eğer ki beklentiler olmasaydı şimdi dünyanın yarıdan fazlası intihar etmiş olurdu,belkide daha çok, müebbet cezası verilmiş tutuklunun, altmış sene hücre cezası verilmiş yetmiş yaşlı adamın,kanserden ölümüne acı çeken ve dört ayının kaldığını bilen hastanın, anası babası ölmüş sokak dilencisi küçük çocukların ve diğer tüm hayatın arka perdesindeki kaybedenlerin hepsi hayata bağlayan tek şey beklentilerdir.Onlara göre olası,gerçekteyse asla olmayacak beklentilerdir belkide..Bir gün ülkede devrim olur ve hapishanedeki tutsaklarda kaçıp kurtulur diye düşünen müebbet cezalı,yada adalet yerini bulur diye bekleyen günahsız tutuklu,mucize olurda kanseri atlatır diye düşünen kanser hastası,yada Tanrı bukadar acımasız olamaz diye düşünen sokak dilencisi yetim çocukların gözlerindeki o umuttur intihar etmeme nedenleri.
    Acı çektiğini idda eden ve bu hayattan bıktığından şikayetlenen kaç kişiye sorduysam içinde zerre kadar kendileri olmayan cevaplar aldım,biri günah dedi biri müslümanım dedi,biri aileme bunu yapamam dedi,hepsi sikindirik cevaplar,gerçekte tanrıyı siklemezler bile, dindar biri gibi yaşamazlar gerçekte ama intihar sorusu gelince tanrıbaz olurlar,hadi ordan.hayattan bir beklentileri vardır,bir umut vardır,ama çoğu insan bunu söylemeye çekinir,belkide utanır,gülerler alay ederler diye düşünür insanlar çoğu.Yarını görme arzusu.
    Bide sikindirik beyinliler vardırya,intihari kolaya kaçmak diye nitelendirirler,zayıflık olarak belirtenler,intihar bi cesarettir aslında.Kendini öldürmekten dolayı söylemiyorum bunu,burdakı tüm hayatını , tüm olanları bırakabilme becerisi,ve seni neyin beklediğini belkide hiç beklemediği bir karanlığa yol almak bir cesarettir.Mayakovskide intihar eden dostu sergey yesenin`e ölümünden sonra bi sürü şiirler yazdı,bukarad zayıf olmamalıydın diye,ölümü ve hayata teslim olucak kadar zayıf olamazdın,kolaya kaçmamalıydın gibisinden bi sürü şey dedi.fakat dostunun ölümünden iki sene sonra mayakovski evinde intihar etmiş olarak bulundu. Bazen intihari en çok dileyen insanlardır onu inkar eden,bu yalan söylemiş bir çocuğun psikolojisi gibi bi şeydir.
    Belki irelide bir gün,hayatını adayacağın birini bulma ihtimalidir intihar etmeme nedenlerimizden en başlıcası,belki iyi bir ahpabım bide güzelinden bir kadınım olur,iyi dostlarım olur,onlar için değerli olduğum dostlarım.Fakat bunlar asla olmayacaktır belkide.yine de beklersin.Şimdiye kadarda intihar etmişlerin çoğu beklemekten bıkmış ve hayatlarında çoğu şey gerçektnede boktan olmuştur.Her seferinde Tanrı bu kadar acımasız olamaz,merhamet diler insanlar ama sonuç aynıdır.
    tanrıdan bişeyler bekleyerek bi yerlere varamayız
    -timidus, 2012
    https://www.facebook.com/notes/timidus/suicide/323226831054001 link
    7. Tek başına hayalperest 2011-06-29

    insanı en beter hallere ne sokar diye sorsam kimsenin aklına alkol, ot,beyaz üçlüsünden başka bi şey gelmez. Fakat akla ilk gelinmesi gereken şey yalnızlıktır. Kendimden bilirim, diğer etkenler bana asla yalnızlığın yaptırdıklarını yaptıramaz. Kendine telefon açmak nasıl bi duygudur iyi bilirim ben,yada kendi numarandan kendine ne “naber?” diye mesaj atmak. ilk bakışta bunlar basit gele bilir, hastalığın kronik belirtilerinden biride kendine postaneden mektup göndermektir kanımca. Yalnızlıktan neredeyse kafayı yiyeceğim günlerden birinde, komaya girecek derecede içip postaneye gittim, orda tam olarak neler oldu hatırlamıyorum, sadece gönderdiğim mektubun adresine postaneden 3 sokak ötedeki evimin adresini yazıp altına bide gönderen ve alıcının isimlerini aynı isim olarak yazdığımda o bıyıklı yaşlı postanecinin bana nasıl garip gözlerle baktığını hatırlıyorum. Sabah zilin sesiyle uyandım ve o yaşlı adam bana kendi mektubumu getirmişti, beynim çatlayacak gibiydi dünkü içkiden sonra,mektubu kendi yazdığımıda hatırlamamıştım. Yaşlı adam gözlerimin içine o kadar dikkatli bakıyordu ki sanki bana “yazık sana daha çok gençtin oysaki” der gibiydi.
    Mektub kendime sarhoş halde göndermem işe yaramıştı beklide, 30-40 saniye kadar mektuba bakıp ne olduğunu anlamamıştım çünkü. Bu işte alzaymır hastası pezevenkler çok iyi olmalılar, onlara imrenmemek elden değil, gidip kendine mektub göndermek ve iki saat sonra bunu hatırlamamak, heyecanlı olurdu sanırım. Bende masum bir alzaymırlık yapmış içerek mektubu gönderdiğimi unutmaya çalışmıştım.
    Üzerindeki gönderenin kendim olduğnu gördüğümde kafam karıştı, dünü hatırladım, açıp mektubu okudum. Hissettiğim zevkleri anlatamam, bunu denemelisiniz. Hayalgücüm beni eğlendiriyor. Bunu seviyorum.. Doğum yerim Hiroşima yada Nagasaki olmalı,başka türlü açıklanamaz bu dengesizliğim,beynim radyasyona uğramış olmalı, manyetizmanın etkisiyle karakter sapmaları yaşıyorum belli aralıklarla. Eskiden biri kalkıp bana bi gün bunları yapacağımı söylese siktir git derdim. Ama bunu seviyorum, dengesiz bir hayalperest olmayı.
    Yalnızlığın bu en büyük getirisini seviyorum, hayalgücünü. Tanrı sizden bişeyler almış, ama mutlaka karşılığında bi şeyler sunmuştur. işte bu lanet şeyi seviyorum, her bokun altında bi denge olması. Tanrının yöntemlerinin bu denli esrarlı ve titiz olması çok eğlenceli. Ne zaman ne yapacağını tutturamazsınız. Ve tanrı kısmen adaletlidir. Ona karşı tutunduğumuz tavırlara rağmen o yinede düngede tutar herşeyi .Tüm insanlar , zamanı geldiğinde delirmiş, zamanı geldiğinde inanmasa bile tanrıya dua etmiş, ve yine zamanı geldiğinde, inanmasına rağmen tanrıyı lanetlemiştir, bu bir dışa vurumdur. Hayatınızda ters giden her boktan dolayı suçlayamazsınız onu öyle kafanıza göre. Zaten suçlasanızda bişey değişmez zaten, siklenmemiş taraf siz olursunuz sonuçta. Tanrıdan bağımsız olarak yaşamayı öğrenmeliyiz. Ondan bişeyler isteyerek değil. Tanrıyla aramızda dua yoluyla bir feedback olduğuna inanmıyorum, ilkel tayfaların ve onların şimdiki devam eden soylarının bir tesellisidir. Sizden aldığı bişeyler varsa, verdiği şeylerde olsa gerek. Yalnızlığığa karşılık hayalgücü gibi..
    Eğer kalabalık bir ortamda biran önce eve gitme isteğiniz doğuyorsa,ve size “ eve gidip napcaksın lan?” diye sorular yöneldiğinde vericek cevap bulamıyorsanız,siz yalnızsınızız demektir..Kurtulmak isterseniz çabalarınız geçersizdir.Kendinize göre özel zevkleriniz olur,kimsenin anlamadığı,bahis oynarınız,ama her seferinde aynı takıma oynarsınız,takıntılarınız vardır, küçük dünyanızı dahada renknedirme çabaları çerçevesinde ateşli bi futbol takımınız, yaratıcı yönetmenleriniz, ilahi sesli şarkıcınız vardır. Dilini bilmediğiniz şarkılar dinlersiniz,ve kendinize göre tercüme edersiniz,hepsi sizi anlatır.. Kendi kafanızdan uydurduğunuz kahramanlarınız kadınlarınız vardır,ve eğerki ara sıra bişeyler karalayan küçük çaplı bi yazarsanız, bi sürü kadınınız vardır. Belki bi gün ben ölürüm, ama yazılarımda yarattığım o kadınlar,inadına yaşayacaklar, hiç var olmayan, hiç yaşamayan, hiç ölmeyecek olan kadınlarım, lanetli kadınlarım. Yemeklerinizi tatlandıran baharatlar gibi bu küçük çaplı zevklerinizinde sizin yalnızlığınıza bulunduğu katkı tartışılmaz tabikide. Ama yemeğinizin ismini değiştirmiyor kattığınız baharatlar. Toplum ayak uydurucularından farklısınızdır, “en sevdikleriniz” diye bi kategori oluşturmazsanız kendinize. Sorulduğundada mal-mal bakarsınız. Sizden bıkmış bir buz dolabına sahipsinizdir, bom boş olmasına rağmen günde 75 kere kapısını açıp kapadığınız. Şehrin en gösterişli şarkıcısının konserine yalnız gidebilecek kadar yalnızsınızdır..Pazar günleri öğleden sonra buluşucak arkadaşınızın olmamasıdır yalnızlık. Dışarı çıktığınızda telefonu elinize alıp rehperde biri elektirikçi, biri ev sahibiniz, biri anahtarcı toplam 10-15 isim olması,veya bi sürü isim olsada arayacak birinin olmamasıdır yalnızlık.
    Fakat en nefret ettiğim şeyde on yedi yaşında kalmış acizlerin yalnızlığa sığınmaları, kendilerini aciz gösteren tipler. Yalnızlığa özenirler, eğer yukarıda saydıklarım konusunda benle aynı fikirde değilseniz yalnız değilsiniz demektir. Karizma olsun diye sağa sola yalnızım deyip geçinirler,nasıl bi zihniyetse artık. “Çok yalnızım” diye her önüne gelene asılan tipler. Bide ondan bundan duydukları “Küçük balıklar sahile yakın,büyükler uzak yüzerler” yada “En iyi adamlar yalnızken güçlüdür” sözlere yalnızlıklarını süslerler gevşekler. Benim etrafımda çok var böle,bide bakarsın ünlülerin sözleri diye mesaj gelir. “ bak adam ne demiş,tıpkı ben dimi?” yazarlar. Götümle gülüyorum.Yada kalkıp kitap yazarlar bide utanmadan. Laf kalabalıklarından ibaret beyinsiz pisliği. Yalnızlığı suistimal ederler bu tipler . işte bu yüzden yalnızlık kötü ellere geçtiğinde çok tehlikeli bir silah ola bilir. iyi adamlar kullanmalıdır yalnızlığı, aksi takdirde yalnızlığın verdiği yetkiye dayanarak “büyük” yazar şah eserini yazardı ve sonda “şimdi kalk ve intihar et bay okuyucu.” diye not geçerdi. düşünsenize sonucu. Etrafımda bunu yapabilecek bi sürü çılgın tanıyorum.
    insanın büyüdüğünü anladığı anlar vardırya, beynin sınırlarını zorladığı anlar,fakat eğer bu ilk zorlayışsa, henüz büyümemiş olduğu anlar. Büyüdüğümü ilk düşündüğüm anın tam olarak hangi yılla denk geldiğini hatırlamasamda,o andan beri hep uzay boşluklarına takılı kaldı beynimin bi kısmı. Bunu hiç denedinizmi? Hiç sonsuz uzay boşluğuna dalıp kafa yordunuzmu? Ben o adamları severim işte, hayatın arka perdesindekini kurcalayan adamları, gözle görülen gerçeklerin altındakilere kafa yoranlar. Toplum hep "ne istediğini bilen insanlar" arayıp durdu, ama ne istediğini bilmeyen hayalci ayyaşın teki daha çok ilgilendirmiştir beni hep. Bizi yaratan, yada yöneten o şey her neyse, tanrıysa mesela,bize verdiği o hayalgücünü, o kariyerci pisliklerden daha farklı kullandık.Onlar gibi gerçerklerin geleceğini değilde, beklide asla olmayacakları düşledik.
    Bide bakarsın süslü püslü toplum ayak uydurucularından biri gelir “yeter evde oturdun bu kadar, çık insanların arasına karış, açıl biraz dünyaya” der,gider. Ama ben, küçük odamın olmayan balkonunda oturup bakışlarımı gök yüzünün boşluklarında kaybettiğimde, uzanıp gözleri tavana diktiğimde yada gözlerimi kapadığımda dünyama açılmış oluyorum zaten. Zira içimdeki ateşin dumanı gözlerime vurdu, ne yakın ne uzağı göre biliyorum, artık sadece gözelirimi kapadığımda görebiliyorum.. Ama onlar ,h ayalgücünü önemsemezler akıllarınca. O embesillerin ne düşündüğü önemli de değil zaten.
    izlediğiniz insanüstü yeteneklere sahip kahramanların olduğu filmerin kapağına keşke “Based on the true story” yazılsaydı diye üzülüyorsanız kronik aşamada bir hayalperestsinizdir. Her ayını o ayın en etkili kitabına her haftayı o haftanın en etkili filmine göre geçirdiyseniz, onlara özenip takıldıysanız ,kendi hayatınızın baş rol oyuncusu bile olamadıysanız ,gününüzü kanepeye uzanıp gözlerimi tavana dikip ayaklarınızı sallayarak geçirdiyseniz..masum çoçuksu gözlerinizden soru işaretleri eksik olmadıysa,her yalnışınızda omuzlarınızı çektiyseniz ,sondada terk edilen taraf olduysanız, ve bunlara hiçbir anlam varemiyorsanız,aşırı dozda hayalperestisinzdir.
    Aklıma takılan başka bişeyse mitolojinin ortaya çıkma nedeni arşivlerde "eski insanların cahil, bilgisiz,ve görgüsüz" olmalarıyla açıklanıyor. Şuna "hayalperest" oldukları için mitolojiyi yarattılar deseler olmazmı sanki? Zeus`u,Pandora`yı,Eros`u ve diğerlerini..??
    Eğer bir hayalperestseniz saçma sapan, abidik gubidik alışkanlıklarınız vardır.
    bi sürüdürler,sık sık aynı hataları tekrarlarsınız,
    mesela eğer bir hayalperestseniz ocağın üstünde yemeği hep unutursunuz,
    yakmış olduğunuz sigaranızdan bi fıt bile almadan kül olup gide bilir,
    evden çıkarken kapıyı hep açık bırakırsınız,
    gece geç saatlere kadar sokağın ortasında elinde bira şişesiyle sağa sola volta atar ve uyumanız gerektiğini hatırlamazsınız,
    bazen Robin Hood, bazen Arthur`sunuzdur,
    eğer bi hayelperestseniz sanatçısınızdır zaten,
    hatta sanat eserisinizdir, zira hayal Tanrının insana yüklediği en büyük sanat eseridir.
    yada eğer bi hayalperestseniz içmeden sarhoş olursunuz
    ve en önemlisi eğer bi hayalperestseniz kendi “Sofi”nize aşıksınızdır..


    Dünyamızda ilahi güce sahip hayalperestlerin var olduğundan dolayı çok şanslıyız. Onların var olduğunu bilmek beni rahatlatıyor. Teslan`ın yaşamış olduğu bi gezegende yaşamış olmak beni onurlandırıyor. Tesla`nın hayalgücüne sahip olmak yada iskender`in düşlerine, büyülyici bişey olsa gerek. Ama maalesef farklılığın bedeli dışlanmaktır. Teslayı dışlayıp, gülen yüzyıl, Muhammedin önünde kayıtsız şartız baş eğiyordu. işlerine geliyordu pezevenklerin. Ama iyi taktik, cennet hurileri vaad etmek yada cehennem azabıyla korkutmak. insanoğlunun doğası bu, korkutursan yada ihtiras vaad edersen kölen olur.
    Altın kaplamalı taşaklara sahip Muhammedin dediği gibi yiyip,içip,sıçıcağıma kendi bildiğim gibi yaşarım,Muhammede tapıcağıma Teslaya taparım.
    Fakat Muhammetle bi alıp veremediğim yok benim. Yarıdan çoğu aptal olan insanlığıa uydurukta olsa bi yaşam biçimi sundular adamlar. Din aptalları susturmak için mükemmel bir aletdir . Ben ve benim gibilerin dini hayalgücüdür. Bu şey olmasaydı hayat gerçekten sıkıcı olrdu. Doğar büyür sex yapar , çocuk yapar ölürdük. O zaman beyinde gerekmezdiki? Hayvanlar gibi doğar ölürdük. Tek amacımız yemek için yaşamak olurdu.
    Para ve kadından daha önemli şeyler olmalı, süslü-püslü bi manitaya aşık olmaktan yada irlandalı bi kadını becermenin verebileceği hissden daha önemli şeyler, hayalgücünün sınırlarını zorlamak ve olası sınırlarını aşmaktır oda.
    Aksi takdirde hepimiz ilk insanların çakma versiyonu olmazmıydık? Onların yaşadıklarını yaşıyoruz ve bizim hislerimizi onlar ilk yaşayanlardı, bizim orjinallerimiz, biz onların yaptıklarını tekrarlıyoruz. O zaman hepimiz intihar etmliyiz. ilk insanların taklitlerini yaşıyoruz. Her şeyin ilki orjinaldirya, bizler tek bi kuklanın sahte kopyalarımıyız öyleyse ??? Oysa hayır biz onların sahtesi değiliz, onlar bizim taslaklarımızdı. Ve aynı zamanda bizde yarın gelecek insanlığın sahtesiyiz.
    Tüm bu süregelen insanlığı ayakta tutan ve onu yaşanılır kılan şey hayalgücüdür. Her yüzyılın mücizevi icatları. işte bu yüzden hayalperesleri seviyorum. Ve onlara borçluyuz. Bize beyaz perdeyi verdiler. Özel zevklerimiz olmasını sağladılar, miladdan önce geyik avlamaktan bu güne kadar. Bizi sığır yada geyik avlamaktan kurtardılar. Bize vodkayı sundular , Emma Shaplini, Norah Jonesi, Patricia Kası sundular.
    Fakat içimizde asla ulaşılamayacak, en mükemmel ve olağanüstü tasarım gücü olan, inanılmazı tasarlayan bir hayalgücüne sahip olansa Tanrıydı.. En büyük hayalgücüne sahip olmasının sebebiyse, hepimizden daha yalnız olması..Bide tek başınalık vardır, yalnızlıkla karıştırılmaması gereken,kalabalıkta yanlılıktan ziyade bide kimsenin olmadığı bi yerde olmak vardır,istesende yanında kimse yoktur,tek başınasındır, Robinson Cruz gibi, Tanrı gibi..Tek başına Hayalperestsinizdir....
    Ha buarada, unuttuğun bişey var - hayalperestler yalnız uyumaz.

    I don`t think you will leave me alone, but I shall take my loneliness with me just in case..

    Timidus 2011-06-30

    Patricia Kaas – My man eşliğinde

    https://www.facebook.com/notes/timidus/tek-ba%C5%9F%C4%B1na-hayalperest/211945092182176 link


sən də yaz!