krisnayayoxarcunayahe


3066   0   0   0
krisnayayoxarcunayahe 2.nəsil partizan
reytinq xalı: 2320
karma xalı:203
entry sayı:3066
izləyənlər:11
sifariş sayı:0

son yazdıqları| | əl əməyi göz nuru| favori seçdikləri| favori seçilənləri| bütün entryleri| saxlanılanlar| lövhə/blog
audere est facere

sözaltı sözlük olmayanda darıxıram çoxdandır yazmasam belə. hətta bir ara bu qaqaş #260385 kimi yeisə düşdüm ki day getdi dövrani gözəl sözlüyün. girib feysbuk səhifəsinə gələn mesajlara baxırdım soruşana ali idarə heyətindən məsul katiblər deyirdilər ki darıxma bir iki günə düzələcək heç zad soruşmayıb oturub gözləyirdim nə bir iki gün bəlkə beş gün on gün oldu amma mənə bir ay kimi gəldi.

bu günlərdə hər gün google chromea yazırdım soz6. + enter və boşluq. bir neçə saniyəm gedirdi. heç dərd eləmə də nə vaxt nə həvəs yox idi

heç ummadığım adamlar səni soruşurdu

sözlüyün dili olsa yəqin deyərdi ki, varlığımda qədrim bilinmədi, yoxluğumla sizi sınağa çəkdim, Fağır bir sözlük tapmışdınız, fağır bir sistem robotu tapmışdınız, sağdan da döşüyürdüz, soldan da döşüyürdüz, keyf eliyirdiz eee

yaxşı ki, varsan
ən bəyənilən ekşi sözlük entryləri (bax: guns germs and steel)

kaliforniya üniversitesi coğrafya ve fizyoloji profesörü jared diamond'un 1997'de yazdığı kitabı ve national geographic tarafından kitaba bağlı kalarak çekilen belgeseldir. belgesel üç bölümden oluşmaktadır: out of eden (cennette), conquest (fetih), tropics (tropikal bölgelerde). (iş bu entry belgeselin ilk bölümünün izlenmesi esnasında edinilen bilgilere dayanılarak tarafımdan düzenlenmiştir.)
jared diamond, dünyanın avrupalılar tarafından fethi ile şekillenmiş modern tarihten ve avrupa kökenli insanların, askeri güç, ölümcül mikroplar ve gelişmiş teknolojilerinden oluşan bir birleşimle dünya hakimiyetini başlatan ispanyolların sırrı olan tüfek, mikrop ve çelikten yola çıkarak, dünyada bu kadar eşitsizliğin nasıl ortaya çıktığını bulabilmek üzere 30 yıldan fazla zaman harcamış, dünyayı dolaşmış ve geçmişi araştırarak modern dünyadaki iktidarın köklerini keşfetmeye çalışmıştır.
eğitimi biyoloji, uzmanlık alanı insan fizyolojisi, gerçek tutkusu ise kuşları incelemek olan diaomond 26 yaşından itibaren papua yeni gine’ye gelip kuşları gözlemlerken kuş hayatı konusunda bir uzmanlaşmanın yanı sıra yeni gine insanlarını aynı ölçüde inceleme fırsatı bulmuştur. belki de bu nedenle eşitsizliğin kökenlerini araştırmaya papua yeni gine’nin yağmur ormanlarından başlamıştır. gerçi böyle bir cevap arayışı yali tarafından 30 yıl önce sorulan sorulan “beyaz adamın bu kadar çok kargosu varken, neden biz yeni ginelilerin bu kadar az?” (kargo batılılar tarafından getirilen eşyalar için kullanılan kelime, bana the gods must be crazy filmini anımsattı) sorusu ile başladığından araştırma orada başlamış olabilir. soru aslında, güney amerika kıtasında olduğundan çok daha uzun bir süre, en azından 40 bin yıllık bir geçmişleri olan ve kültürel olarak en çeşitli ve uyum sağlayabilen yeni ginelilerin neden modern amerikalılardan bu kadar fakir oldukları.
diaomond, doğal koşullara kolay uyum sağlayabilen, barınak ihtiyacını en zor şartlarda bile büyük bir hızla gerçekleştirebilen yeni ginelilerin, neden metal aletler icat etmediklerini, büyük şehirler kurmadıklarını ya da çağdaş uygarlığa ait araç geliştirmediklerini çözebilmek için kolonicilerin düşündükleri ırksal üstünlük yerine, insanın neden farklı geliştiğini sorgulamak gerektiğini düşünmüştür. çünkü tüm büyük medeniyetlerin ortak bazı noktaları vardı: gelişmiş teknoloji, büyük nüfus ve iyi düzenlenmiş iş gücü.
cevaba ulaşmak için, dünyanın “sahip olanlar” ve “sahip olmayanlar” şeklinde ikiye bölünmesinin sebeplerini tarihçi olmamasına rağmen bilim adamı kimliği ile araştırmayı denemiş, eşitsizliği anlamak için eşitsizlikten önceki bir zamanı belirlemesi gerektiğini düşünmüştür. bu araştırmaları sonucunda eldeki veriler ile çeşitli sonuçlara ulaşmıştır:
13.000 yıl önce son buzul çağının etkilerinin bittiği, dünyanın sıcak ve nemli hale geldiği zamanlarda, insanlığın geliştiği, daha çok ormana sahip ortadoğu’da insanlar avcı ve toplayıcı olarak geziyorlar, barınak kuruyor, bu barınaklarda aylarca ve haftalarca kalıyor, gerektiğinde yeni yiyecek kaynakları için hareket ediyorlardı. avcı toplayıcı insanlar artık dünyanın pek çok yerinde görülmese de, avcı toplayıcı insanın bulunabileceği az sayıdaki yerlerden biri de papua yeni gine’deki yağmur ormanlarıdır. (alıntı: papua yeni gine, güneybatı pasifik’te, avustralya kıtasının kuzeyinde ve ekvatorun güneyinde, 0°-10° güney enlemleri ve 130°-150° doğu boylamları arasında, yeni gine adasının doğu yarısı, bismarck adaları ve birçok bitişik ada gruplarını içine alan bağımsız bir ülkedir. batısında endonezya, güneyinde avustralya bulunur.) avcı olmak için düşünülenin aksine bilgi ve akıl gerekmekte ise de avcılık beslenme için verimli bir yol değildir. toplayıcılık ise avcılıktan daha verimli bir yiyecek edinme yöntemi olmasına karşın yeterinde bereketli bir yöntem değildir ve avcı-toplayıcı toplumlar bu sebepten seyrek nüfusludur. eğer çok fazla insan beslenmek isteniyorsa verimli bir çevreye ihtiyaç vardır.
ortadoğuda çok farklı besin türleri bulunuyordu, yabani olarak yetişen arpa ve buğday basit olmalarına karşılık medeniyetin yolunu açmıştır. dünyadaki iklim değişiklikleri insanları zor koşullarda bıraksa da gelişmelerine sebep oldu. dünyadaki ilk yerleşik köylerden biri ortadoğu’da ortaya çıkmıştır. karbon tarihine göre 11500 yıl öncesine ait olduğu tespit edilen köyün kuraklığın bitişi ile aynı zamana denk geldiği görülmüştür. bu köyde bu kadar kişinin beslenmesinin sağlanabilme sebebi ise yıllarca saklanabilen buğday ve arpa depolanan ortak kullanıma sahip ve aynı zamanda ilk örnek olan tahıl ambarının inşa edilmiş olmasıdır. dünyanın ilk çiftçileri kendi yiyeceklerini yetiştirip, su kaynaklarına yakın yerleşimler kuruyor bu arada da farkında olmaksızın ekinlerin niteliklerini değiştiriyorlardı. döngüye müdahale etme ve seçim yapma ile başlayan insanların doğayı kontrol etme süreci bugün de laboratuarlarda sürdürülüyor.
avcı-toplayıcı olarak kalanlar dünyanın hiçbir yerinde diğerleri kadar yiyecek üretemediler, depolanacak kadar da yiyecek üretemediler. bu veri ile birlikte tarımın yayılması ile uygarlığın yayılması arasındaki bağlantıyı sağlamak için tarımın geliştiği diğer yerleşimlere bakma ihtiyacını doğmuştur. ortadoğu’dan kısa süre sonra ve ondan bağımsız olarak tarımın geliştiği çin’de pirinç, amerika’da mısır, kabak ve baklagiller, afrika’da ise süpürge darısı, ak darı ve yer elması yetiştiriliyordu. tarımı, geliştiği yerlerde görece büyük medeniyetler izliyorsa da yeni gine’nin dağlık bölgeleri bir istisna idi. ilk çiftçilerden olmalarına karşın yeni gine çiftçileri, dağlık bölgede tarım yaptıkları için emek isteyen, protein bakımından fakir ve yıllarca saklanamayan ürünler yetiştirebiliyordu, bu nedenle de diğer malları üretebilme aşamasına geçemiyorlardı. çünkü tarım insan eşitsizliğini anlama için önemli ise de yapılan tarımın türü de aynı ölçüde önemli idi. en verimli ürünlere ulaşabilenler çoğrafi şansı olanlardı.
9.000 yıl önce ilk yerleşim alanları yerlerini çok daha büyük köylere bırakıyordu. daha üretken hale gedikleri için bu ölçekte yaşayabildikleri gibi, hayvan yetiştiriciliği gibi daha başka bir besin kaynağı da edinmişlerdi. hayvanların evcilleştirilmesi ava çıkma zorunluluğunu ortadan kaldırıp, sürekli bir protein kaynağı ve giysi için de kaynak oluşturuyordu. ayrıca tahıl kalıntıları, hayvanlara besin kaynağı, hayvan dışkısı da bitkilere gübre olarak kullanıldığından göndü sağlanmış oluyordu. keçi ve koyun ilk evcilleştirilen hayvanlarsa da büyükbaş hayvanlar sabanın keşfi ile tarımın gelişmesini sağladı. yeni gine’de ise hiçbir zaman saban kullanılmadı çünkü sabanı çekecek hayvana hiçbir zaman sahip olunmadı. tek büyükbaş hayvan domuz olsa da o da asya’dan gelmişti ve sadece et sağlamakta kullanılabiliyordu. yani tek kas gücü insanınki idi çünkü yük hayvanı yoktu.
hayvan türleri arasında evcilleştirilmiş hayvanlar listelendiğinde büyük çoğunluğunun evcilleştirilmediği görülür. zaten böcek, kuş ya da et obur türleri evcilleştirmeye uygun değildir. bu konuda en uygun hayvanlar otobur hayvanlar olsa da onların bir kısmı bu evcilleştirilebilmiştir. mesela fillerin evcilleştirilmesi çok zaman alıyordu, zebralar ise evrilme sürecinde çevrelerinden gelen etkiler nedeni ile ürkek ve insanların terbiye edemediği bir yapıya sahip olmuştu.oysa büyükbaş evcil hayvanlarda grup liderini kontrol edince sürüyü de kontrol edebilirdiniz. 148 yabani otobur hayvandan sadece 14’ü başarılı bir şekilde yetiştirilebilmektedir.
evcilleştirilebilen hayvanların atalarının asya, avrupa ya da kuzey afrika kökenli olduğu tespit edilmiştir. en iyi etkilere sahip aynı zamanda en iyi hayvanların da ana vatanı olan bu bölge ortadoğuda yer alan ve bereketli hilal olarak adlandırılmaktadır. buğday ve keçi ile başlayan süreç ilk insan uygarlığına doğru ilerliyordu. köyler büyüdükçe tarlalarda çalışacak daha çok insan nüfusu oluşuyordu. çiftçilik yükünden kurtulan insanlar yeni yetenekler ve yeni teknolojiler geliştirebiliyordu. örneğin kireç taşından alçı üretilmesi ateşle nasıl çalışılacağını anlamak ve çelik işleme giden yolda atılan ilk adım olması açısından büyük bir teknolojik gelişme olarak kabul edilmektedir. yeni gine gibi yerlerde ise insanlar ileri teknolojiyi asla geliştiremediler, hala çok eski tekniklerle çalışan insanlar mevcut çünkü metal aletleri geliştiren insanların olabilmesi için çiftçi olan kesimin bunları besleyebilmesi gerekiyordu. yeni gine tarımı ise bunu sağlayabilecek durumda değildi, sadece sürdürülebilirdi, enerji ve zaman beslenmeye harcanmak durumunda idi. batılılar ise geldiklerinde enerjiyi ülkeyi kolonileştirmeye harcadılar.
ortadoğu uygarlıkta ilerlemesini sağlayan avantajlarını zaman içinde kaybetti. bereketli hilal’deki köyler terk edildi. çünkü kurak ve kırılgan bir yapıya sahip ekolojisinin yanında su kaynakları ve ağaçlar insanlar tarafından tahrip edilmişti. topluluklar yine tarıma uygun aynı enlemde bereketli bölgelere göç etti. aynı enlemde göç etmenin avantajı aynı gün uzunluğuna sahip olmak demekti. bu bölgeden insanlar, doğuya doğru hindistan’a, batıya doğru kuzey afrika ve afrika’ya doğru yayılırken gittikleri her yerde insan topluluklarını değiştiriyorlardı. mısır’da ise medeniyet patlamasına neden oldular. avrupalılar ise tahıl ürünlerini ve hayvanları amerikaya taşıdılar. günümüzün amerikası bereketli hilal diye adlandırılan bölgeden yayılan tarım ürünleri olmaksızın düşünülemezdi.
sığırlara ve buğdaya indirgenen bir argüman çok basit geldiği kültüre, politikaya ve dini ya da insanların kendi kaderlerini şekillendirmedeki rolünü göz ardı ettiği savı ile diamond determinist olmakla suçlandı. oysa diamond’un, yeni gine’de geçirdiği yıllar insanların temelde birbirlerine benzediğine inanmasını sağlamıştır. dünyanın neresine giderseniz gidin, akıllı, yetenekli ve hareketli insanların bulunabileceğini, hiçbir toplumun bu konularda bir üstünlük tekeli olmadığını, kültürel farkların mevcudiyetinin ise eşitsizliğin sonucu olduğunu sebep oluşturmadığını düşünüyordu.
kendisine göre sorusunun cevabını coğrafyada yatıyordu. coğrafi avantaja sahip olan helikopteri yapar.
(c) 06.10.2015 08:46 ~ 08:47 qfwfq
p.s youtube`da ikinci bölüm ink mədəniyyətini izləyərkən timidus rəisin native amerikan sevgisini xatırladım, oradan da sözlüyü andım və öz özümə dedim ki, bu dəyərli əsəri paylaşım burada faydalanan olar

(youtube: )
bayram kürdəxanılı son deyişməsi

səni salamat gedəsən kəndüvə
səni gözləyir kürdəxanı salamat

qurban olum deyim bu bismillaha
qurban olum deyirəm bismillaha
gedib qutardım əlhəmdullaha
hər gün mən yalvarıram allaha
sevin azərbaycanım salamat
sevin azərbaycanım salamat (bayram kürdəxanılı)

Allah sənə rəhmət eləsin
vəssalam.
(youtube: )
ən bəyənilən ekşi sözlük entryləri sevgili günlük,

mutsuzum bu aralar. aslında bana çok uyuyor gibi görünen ama beni içten içe kemiren bir meslek yaptığımı fark ettim.
attığım adımlar ve geldiğim nokta sonucunda geri de dönemiyorum. kısacası cenderedeyim.
böyle bok gibi hissettiğim bir günün sabahında kapı çaldı. meryem geldi.
meryem, 16 yaşında kaçarak evlenmiş, ofisimin üst katında kaynanası, kayınpederi, eşi ve çocuğu ile birlikte yaşayan ve yer yer ezilen bir kadın. ay farkıyla benden büyük. ama bana hep "abla" diyor. kayınvalidesi ile birlikte yaşamasının sebebi bu semtte kirada da olsa oturabilmek ve çevreye temizliğe gitmek. hayatını kayınvalidesiyle gittiği evlerde temizlik yaparak geçiriyor.
temizliğe gittikleri villalardan birinin "hanım"ı, kendi yeğenlerine para gönermek için tüm ziynetini bozdurmuş. bunu kocasından gizlemiş çünkü kocasının bu duruma ve yeğenlere para yollanmasına kesinlikle onayı yok. kadın da çalışmadığından- daha doğrusu koca parası yediğinden- tüm takılarını peyderpey bozdurmuş, yollamış parayı.
sonra bigün adam kadının takılarının olmadığını farketmiş. kadın da kendi paçasını kurtarmak için hemen "aa o zaman temizlikçi çalmıştır" deyip, bizimkileri yakmış.
adam da haklı olarak suç duyurusunda bulunması için kadını zorlamış, yalanı bozulmasın isteyen kadın toplamda 100.000 tl'ye tekabül eden takının meryemin kayınvalidesi tarafından çalındığını ileri sürerek savcılığa suç duyurusunda bulunmuş.
meryem geldiğinde ikinci çocuğuna hamile idi.
meryem'in kayınvalidesi ise sıkıntıdan bir sürü yara çıkarmış, bir anda zayıflamış halde.
kısacası kadının üzüntüden kanser olmasına az kalmış.
zor zamanlarımdayım. iş çetrefilli. yine de içim razı gelmiyor. alıyorum vekaletnameyi. söylenmez belki ama; sanki hilal-i ahmer çalışıyorum. ama olsun.
neyse sonuç olarak kesinlikle bizim müvekkili suçlu gören savcıya tekrar ifade verdiriyorum. tanık buluyorum, tanıkların ifadesini aldırıyorum. başta "e çalmışsın bu kadar malı?" diyen savcı son ifadede "belki de o takı paralarıyla yeğenlerini besledi, değil mi?" diye soruyor. önce kafası karışıyor, sonra ikna oluyor ve kovuşturmaya yer olmadığına dair karar veriyor.
bizimkiler çıldırıyor mutluluktan. meryemin kayınvalidesi sevinçten ağlıyor. "aklandım çok şükür ama çamur bulaştı bi kere, artık bana burada kimse iş vermiyor adım hırsıza çıktı" deyip 1 hafta içinde aklanmış ama tüm işlerini de kaybetmiş bir şekilde taşınıyorlar.

neyse çok uzattım.
aylar sonra meryem geliyor. kucağında yeni doğan bebeği.
el öptürmeye getirmiş. meryem gecikmeden, pat diye konuya giriyor.
"sağol abla" diyor. "zor zamanımızda bizi kurtardın" diyor.
"boşver bunları, adını ne koydunuz?" diye soruyorum,
"venusteki limon agaci" diyor.

afallıyorum.
karşılıksız yardım ettim sanarken ben, aslında karşılıkların en tatlısını alıyorum. sevimsiz bir avukatlık bürosunda iki venusteki limon agaci ve bir küçük anne ile mutluluktan ölüyoruz.
adımın verildiği bebişin ellerini sıkıyorum.
ve ilk defa okuduğum binlerce sayfa sıkıcı şeyin karşılığını aldığımı hissediyorum.

öyle işte günlük.
hayat en bunaldığın anda ışık veriyor sana.
sanırım hayatı yaşanılabilir kılan şeyi adımın verildiği minik bir bebek eliyle öğreniyorum.

sevgiyle kal küçük mü küçük venusteki limon agaci.


(c) 15.01.2013 14:29 ~ 14:35 venusteki limon agaci
novxanı çimərliyi Novxanı çimərliyi — Novxanı qəsəbəsi Sarıqaya yaşayış massivinin Xəzər dənizi sahili boyunca uzanan çimərlik. Çimərlik qərbdən Corat qəsəbəsinin inzibati ərazi sərhədindən başlayaraq Adsız burnu ərazisi də daxil olmaqla təqribi olaraq olar 7-8 km məsafədə uzanır. Əsas çimərlik sahəsindən başqa şərqə doğru ensiz çimərliklər mövcuddur. Demək olar ki, böyük qismində restoran, kafe, otel və pullu çimərliklər[1] yerləşir. Şəhər kənarı çimərlikləri ilə müqayisədə suyunun tərkibi nisbətən normaldır. (w)

tanınmış yerlər:
(bax: novxanı af hotel)
(bax: amore)
(bax: ümid)
(bax: duyğu)
(bax: balıqçı)
sahil boyu yüzlərlə belə yervar
ən əsas xüsusiyyətləri burada dəniz təmiz və sahilə yaxın yerdə nisbətən dərindir; üzə bilənlər üçün əladır. indiyədək sumqayıt camaatının əsas və əvəzolunmaz çimərliyidir
xüsusi dövlət mühafizə xidməti Azərbaycan Respublikasının Xüsusi Dövlət Mühafizə Xidməti dövlət mühafizəsi obyektlərinin təhlükəsizliyinin təmin edilməsi və mühafizə olunan obyektlərin qorunması, Prezident rabitəsinin, xüsusi dövlət rabitəsinin, dövlət orqanlarının xüsusi təyinatlı informasiya-telekommunikasiya sistemlərinin və şəbəkələrinin təşkilinin, istismarının, təhlükəsizliyinin və inkişafının təmin edilməsi sahəsində səlahiyyətləri həyata keçirən mərkəzi icra hakimiyyəti orqanıdır.

link link
17.07.2017 04.04.1994
Beşinci sinifdə oxuyurdum. Riyaziyyat dərsini də bütün fənlərlə birlikdə sevən vaxtlarım idi. O vaxt parta yoldaşım olan qız (həm də savadlı idi) lövhəyə bu rəqəmləri yazan müəlliməyə "aaa, müəllimə, baxın, sondakı ədədlər hamısı eynidir" dedi və riyaziyyatçı yaşlı müəlliməm onu təsdiq elədi və qısa bir fasilə yarandı..
Nədənsə bu tarix, sonradan həmin məktəbdən getməyim, lisey oxumağım, turetski dərslikləri başa düşməməyim,lisey boyunca güclə qiymət aldığım alaturka riyaziyyata nifrət eləməyimə rəğmən həndəsədən daim 5 almağım, (uşaq vaxtı mərhum müəlliməmi və həmin sinif yoldaşımı (müəlliməyə təsir üçün hədiyyələr alır deyə) günahlandirirdim bunda), "mən humanitar sahə ilə məşğul olacağam" qəti qərarımla birlikdə heç vaxt unudulmadı.
Heç bir xüsusi mənası olmasa da illər boyu sırf bu "bəzəkli" tarixi "tutmağa" çalışırdım. illər boyu.bəzən qaçırırdım və təəssüf edirdim bəzənsə "tuta bilirdim" anlamsız bir sevinc və məşğuliyyət idi. bəlkə də ildə cəmi bir dəfə belə şansın olması onu belə həyəcanlı hala gətirirdi.
Bu gün bir dəyərli jurnalist xanımin ad gününə ithafən fərqli şəkildə xatırlatmağına rəğmən ancaq indi fərqinə varıram ki, bu gün də həmin tarixlərdən biridir.
Bunu xatırladan səbəblərdən biri də hazırda əlimdə olan , dostum və həmkarımla tərcümə edib yerli qanunvericiliyə əsasən uyğunlaşdırmağa çalışdığım beynəlxalq təhsil proqramı barədə müqavilədir. Həmin müqaviləyə o qədər aludə olub dalmışam ki, açıb youtube`da məktəbin videosuna, həmçinin onun saytına baxdım. Müəllimlərinə, siniflərinə , məktəbin kampusuna..
Və öz liseyimizlə, sonra isə ilk sinifləri oxuduğum məktəbimizlə müqayisə elədim.
p.s. Arzularsa sərhəd tanımır. arzulamağa nə var ki? xüsusən indi - internet illüziyadır - həqiqətlə aramızda olan məsafələri və reallıqları heç sayır. eləcə illər də xəyal kimi sürətlə ötüb keçir. Bir çox arzularsa unudularaq sakitcə keçib gedir. Bəzənsə insan bütün bu gedişatın ortasında "sürətlə keçən illər, axıb keçən hadisələr burada mən də var olmuşam, arzuladırlarımı edə bilməsəm də, hələ təslim olmamışam" deyə öz varlığını, yaxşı -zəif əsərləriylə ortaya qoymaq istəyir. Maddi olana, imkana, gücə, biliyə, zamana, məkana rəğmən- fərqində oldu olmadı - insan ruhu ölməzlik axtarışındadır axı!
17.07.2017
ilham xüsusi bir bilgi növüdür
atətin minsk qrupundan imtina edilməsi balaca quliyeva zəhranın faciəli ölümündən sonra təsis edilmiş virtual event

Azərbaycan ATƏT-in Minsk qrupunun vasitəçiliyindən imtina eləsin
işğalçı Ermənistanın Fizuli rayonunun Alxanlı kəndini, sivil insanları minaatanlardan və dəzgahlı qumbaraatanlardan atəşə tutması nəticəsində, törətdikləri təxribat nəticəsində 1967-ci il təvəllüdlü Quliyeva Sahibə idris qızı və 2015-ci il təvəllüdlü Quliyeva Zəhra Elnur qızı həlak olublar. Atəş nəticəsində qəlpə yarası alan 1965-ci il təvəllüdlü Quliyeva Sərvinaz iltifat qızı xəstəxanaya çatdırılaraq əməliyyata götürülüb. Silahlı Qüvvələrimizin bu istiqamətdə yerləşən bölmələri tərəfindən görülən adekvat cavab tədbirləri nəticəsində düşmən susdurulub. Müdafiə Nazirliyi tərəfindən yayılan məlumatda işğalçı Ermənistanın bu təxribatı və sivil insanlarımızı hədəfə alması kimi qeyri-insani əməlləri barədə beynəlxalq qurumlara məlumat verildiyi bildirilir. “Beynəlxalq informasiya və Regional Araşdırmalar” (BiRA) ictimai birliyi bəyan edir ki, ATƏT-in Minsk Qrupu birmənalı olaraq fəaliyyətsizdir. Rusiya təzyiq əvəzinə, ermənilərlə həmrəylik nümayiş etdirir. ATƏT-in Minsk Qrupu həmsədrlərinin ermənipərəst açıqlamaları da göstərir ki, bu qurum Azərbaycana qarşı silahlı saldırılarından və günahsız mülki vətəndaşlarımızın qətlə yetirlməsindən narahat deyillər. Bu günədək heç bir ciddi işlə məşğul olmayan ATƏT-in Minsk Qrupu həmsədrlərindən ciddi münasibət gözləmək artıqdır. ABŞ, Fransa, Rusiya tam ermənipərəst mövqedən çıxış edirlər. Rusiya son hərəkətləri ilə bu istiqamətdə daha çox fəallıq göstərir. Ümumrusiya Azərbaycanlıları Konqresinin fəaliyyətinin dayandırılması, Rusiya XiN rəsmilərinin açıq ermənipərəst açıqlamaları, Rusiyanın Ermənistanı silahlandırması heç bir ölçüyə sığmır. Bütün bunları nəzərə alaraq hesab edirik ki, Azərbaycan Minsk Qrupu həmsədrlərinin vasitəçilik missiyasından imtina etməlidir. Təkcə onu qeyd etmək kifayətdir ki, Prezident ilham Əliyev keçən dövr ərzində ATƏT-in Minsk qrupunun həmsədrləri ilə 50-dən çox görüş keçirmiş və bu da münaqişənin nizama salınması istiqamətində aparılan danışıqlarda Azərbaycanın ilk növbədə sülh variantına üstünlük verdiyinə sübutdur. Çox təəssüf ki, yarandığı vaxtdan etibarən, ATƏT-in Minsk qrupunun qəbul etdiyi sənədlərdə Azərbaycanın ərazi bütövlüyünün, sərhədlərinin toxunulmazlığının, suverenliyinin bərpasının zəruriliyi bildirilsə də, indiyə qədər bu qurumun fəaliyyəti sülh prosesində arzu olunan nəticəni verməyib. ATƏT çərçivəsində yaradılan Minsk qrupu və bu qrupa həmsədrlik edən ABŞ, Fransa və Rusiya kimi böyük dövlətlər münaqişənin dondurulmuş şəkildə qalmasında məsuliyyət daşımamış və təcavüzkara qarşı heç bir təzyiq göstərmək niyyətində olmayıblar.
"Beynəlxalq informasiya və Regional Araşdırmalar" (BiRA) ictimai birliyi
#Armenianterror #Karabakh #Azerbaijan #Zehra #stoparmenianaggression

link link
ən bəyənilən ekşi sözlük entryləri bilgi gücdür üçün ən yaxşı yorumlarıdan biri ola bilər

bu möhtəşəm entri interstellar filminə verilmiş yorumlardan təsirlənərək verilmişdir

koltuğunuza yaslanın, kemerlerinizi bağlayın çünkü az sonra hepinizi bu yazıyı okumaya başladığınıza pişman edeceğim.

sevgili sözlük yazarı ve okurları ben kimseyi bir konuyu bilmediği için cahil kabul etmem, zaten bir kurgu olan bu filmde geçen konular anlayanı aydın anlamayını cahil ilan etmek için çok yetersizdir. sizler bu filmden ve anlattıklarından bağımsız olarak cahilsiniz. bu film ortaya çıkardıklarıyla bu veriyi desteklemekten başka bir önem arz etmemektedir.

filmi izledikten sonra sözlüğe gelip hakkında konuşulanları dikkatle okudum. ne şaşırdım ne irkildim, sadece ölmeden önce tamamlamayı düşündüğüm köklü sınıflandırmanın ilkel girişimlerinden birini açıklamak için uygun bir ortam bulduğumu düşündüm. yazı tamamlandığında göreceksiniz ki yeryüzündeki şu an hayatta olan her bir insan az sonra yapacağım sınıflandırmada bir yerde durmaktadır. kendini cetvelde bul, potansiyelini değerlendir.

her şeyden önce söylemeliyim ki dün gece yatağımda terleyerek uyumaya çalışırken oluşturduğum bu piramit bir nefretin değil "daha iyi olmak zorundayız" duygusunun motivasyonu ile oluşturulmuştur. arzuladığım sonuç insanların sırtına basarak yükselmek değil, güzel bir toplum içinde yaşamak için beraber aydınlanmamız gerektiğini anlamamızdır.

yazdıklarımdan alının, rahatsız olun ama bu sizi umutsuzuğa sürüklemesin.

her neyse piramite dönelim. dün gece maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi piramidinden öykünerek ve onun iyi bir yapı olduğunu düşünerek şu şemayı oluşturdum. her insan bu piramitte bir yerdedir, yer değiştirebilir ama dışına çıkamaz;

-----------------------/dahiler
------------------/bilim marabaları
---------------/faydacı bilim insanları
---------/sürekli öğrenmeye çalışan aydınlar
-----/--------------------cahiller-------------------------
--/--------------------kara cahiller------------------------------

grafik facia için özür diliyorum ancak temel olarak ne anlatmak istediğim anlaşılmıştır. piramitin tepesindeki dahileri dahi yapan, çok bilmelerinden ziyade, yeni prensipler kuramlar üretebilme becerileridir, elbette bu çok fazla bilmeyi gerektirir ancak tek başına bilgi bir insanı dahi yapmaz. onun altındaki bilim marabaları dahilerin ürettiği kuramları ve prensipleri değişik uygulama alanlarında sınarlar. bilimin ilerlemesi ancak bu marabaların üstün emeği ile mümkündür. bir alt basamaktaki faydacı bilim insanlarından farkları, bilimsel veriden gerçeği anlamak dışında pratik bir fayda beklememeleridir. veriyi olduğu gibi analiz etmek ve insanlığa sunmak varlıklarına aradıkları anlamı sağlar.

faydacı bilim insanlarına gelirsek bunla; mühendis kafalı, veriden pratik fayda arzulayan insanlardır. meta ile olan ilişkileri nedeniyle dünyamızı daha yaşanır kılmakta, bilgi ile hayat arasındaki en kuvvetli bağı sağlamaktadırlar. ayrıca bu katman, bir alt katman olan aydın kesimin eğitim sistemi ile ürettiği ve onayladığı insanlardan oluşur.

piramite sığdırmak için saçma bir biçimde özetlediğim istiklarlı aydınlar bu yazıda değinmek istediğim önemli katmanlardan biri. bir insanın cahil yahut aydın olması arasındaki temel farkı iyi anlamanızı istiyorum. bilmek tek başına bir insanı cehaletten kurtarmaz. evren bir veri yumağıdır. insan bilincinin kolayca algılayamayacağı kadar detay içerir. dynein'in ne olduğu da bir bilgidir, ahtapotun kaç ekstremitesi olduğu da, 4 milyar yıl önce dünyaya çarpan gezegen theia'nın çapı da veridir, neandertal uyluk kemiğinin darbe dayanıklığı da.

yani demek istiyorum ki evrendeki her veriyi bilmemiz mümkün değil. tüm hayatını bilmeye adayan bir insanın bildiklerinin evrendeki tüm veriye oranı cahil bir insanınkinden fazla değildir. yani tek başına evreni tamamen anlamak üzerinden sidik yarıştırırsak evrenin bakış açısıyla cahil de aydın da sınıfta kalır.

ancak arada çok önemli bir fark var. aydın insan sürekli bir kavrama sorgulama anlama gayreti içindedir. çevresindeki her olguyu köküne kadar irdeler, bilgiyi arar, sınar, üretir. işte tek başına bu istikrarlı çaba bir insanı cehaletten çıkarır.

kara cahil ile cahil arasındaki fark ise hareket yönüdür. cahil durağan ve nötr iken kara cahil gerçeğin zıddına hareket etmekten ve cehaletiyle övünmekten çekinmez. bilmemek bu kitle için utanılacak değil, vahşice övünülebilinecek bir negatif erdemdir.

evren öylesine homojendir ki, zerreden bütüne, bütünden zerreye ince örümcek ağlarıyla takip edilebilir. aydın insan tekrarlanan bu bağlantılarla karşılaştıkça büyük resmi algılamaya zamanla öngörmeye başlar. insan ufkunun genişlemesini bilincinizin içinde hapsolduğu bir balonu nefes kullanmadan şişirmeye benzetebiliriz. neden nefes kullanmadan çünkü tek bir dolgunun bu balonu doldurması mümkün değildir. o balon genişleyecekse cımbızla her yönünden devamlı çekilerek genişletilmelidir.

bu nedenle de aydın insan olmak zorlu zahmetli ve sürekli çaba gerektiren sıkıntılı bir süreçtir. üstelik bir sonu, duru durağı yoktur. ben yeterince öğrendim artık durabilirim diyebileceğiniz bir alana asla varamazsınız. evren bir insanın yeterince bilebileceği kadar iki boyutlu hiç olmamıştır.

ancak bilmek de tek başına soyut bir kavram. üstelik insan ömrü de komik derecede kısa. bilmek lazım ama ne kadar, ne derinlikte, nereye kadar. işte bu soruların cevabı için de şöyle bir cetvel inşa ettim. gerçeğin kavranabilmesi için bilginin bu cetvele göre sınıflandırılması gerektiğini düşünüyorum.

b -----herkesin bilmesi gereken kapsayıcı yüzeysel alan, öz
i -----meraklısının bilmesi gereken nedensellik içeren katman
l -----yan alan olarak kullanacak olanın bilmesi gereken orta katman
g-----profesyonel amaçlı kullanım için derin katman
i ---- bilgiyi yeni prensipler, kuramlar üretmede kullanacak otorite için en derin katman

yani bu cetvel ne diyor özetle, her veri herkesçe, en düşük seviyede bile olsa, bilinmelidir. gereksiz bilgi diye bir kavram yoktur. o balonun genişlemesi için milyonlarca cımbız gerekiyorsa her veriye ihtiyacımız olduğunu kabul etmek zorundayız. derinlemesine kavrayacak zamanımız yoksa da özünde ne dediğini anlamak mecburiyetindeyiz.

peki ben tüm bu sınıflandırmaları uyku uyuyamayarak neden yaptım ona gelelim şimdi. çünkü bir toplum tek başına bir kesimin kurtulması ile güzelleşmez. daha önce başka bir yazıda da değindiğim üzere matematikçi john forbes nash'in ekonomi üzerine ürettiği teorem sosyal hayatın da biyolojinin de temel direklerinden birine dayanır. bir canlı eğer kendi çıkarlarına göre hareket edecekse ekosisteminin çıkarlarına göre de hareket etmelidir.

daha da özetle o piramitte aydın katmanı genişlemedikçe herkes kara cahillerin hayatını yaşamaya mecbur kalacaktır. bireysel kurtuluş çözüm değildir, olmayacaktır.

çoğunuz okumayı bırakmışken artık filme gelebilirim sanırım. bu film nereden baksanız bilginin en yüzeysel haline göre konumlandırılmış, derinlikli gözüken kısımları bile sınırsızca hayal gücüne dayanan, temel fiziksel mantıksızlıklar dahi içeren basit bir film. en güzel tarafı cahil insanlara cahil olduklarını popüler kültürün tokatıyla anlatabiliyor olması.

peki siz bu filmi neden anlamıyorsunuz.
ilk neden çok basit, çünkü cahilsiniz.
ikinci ve daha acıtıcı olanı sizi eğitmekle görevli insanlar da cahil
üçüncüsü eğitim sistemini planlayanlar dahiler yahut marabalar değil faydacı bilim insanları
dördüncüsü o faydacı bilim insanlarını besleyen halk cahil

bu korkunç kısır döngü kırılamayacak kadar güçlü güzel insanlar. asıl güzelliği görenlerin size ayıracak zamanları yok, görmeyenler bilmenin ve anlamanın tadını tecrübe etmedikleri için önemsemiyorlar. arada olan hepimize oluyor.

ben başka bir sosyal yapıda yaşamak istiyorum. gazetelerin güncel makaleleri manşetten duyurduğu, arkeologlarla röportaj yapılan, bilim insanlarının pop şarkıcıları gibi hayranları olduğu, konser alanlarında 50 bin kişinin transgenik tür görmek için tezahürat yaptığı, anlamaya adanmış bir evrende yaşamak istiyorum.

sürekli ayaklarımıza bakarak manzaranın tadını çıkaramayız canına yandıklarım. ararsak bir çividen bile gerçeğe gidebiliriz. hem de öyle farazi, hayallere dayalı, kanıtlanamaz gerçeğe değil. elle tutulabilecek deneylendirilebilecek, ihtişamıyla bizi sarsacak gerçeğe ulaşabiliriz.

bu çivi nasıl tutuyor tahtayı?
çünkü sağlam, çünkü üstünde yivleri var. çünkü sürtünme.

neden sağlam?
çünkü demir. (aslında çelik ama o detay başka yazının konusu)

demir neden sağlam?
çünkü atom numarası 26 olan bir metal. hem de dünya kabuğunda en sık rastlanan 2. metal. hem de sadece bizim dünyamızda değil tüm tüm kaya gezegenlerde yüksek oranda bulunuyor. (temel neden metallerin kendilerine özel bir bağ kurabilmeleri aslında)

neden?
çünkü demir yüksek yoğunluklu yıldızların çekirdeğinde füzyon ile oluşuyor ve süpernova patlamalarıyla evrene yayılıyor.

bizim dünyamıza nasıl gelmiş?
çünkü güneş sistemimizin oluşmasını sağlayan gaz ve toz bulutu aslında bir başka yıldızın evrene savurduğu kalıntılar.

neden çöküyor maddeler yanyana geldiklerinde?
çünkü kütle çekimi.

kütle çekimi neden var?
çünkü kütle, uzay-zaman düzlemini büküyor. kütlesi olan her şey oluşan bu kavramsal çukurda buluşuyor.

uzay-zaman bükülebilen bir şey mi?
sadece bükülebilen değil katlanabilen ve ışık dahil tüm oluşları da beraberine şekillendirebilen bir gerçek.

işte sevgili cahiller bu film bir çivi ile erişebileceğiniz derinlikte bilgiyi size bir senaryo içinde mama yapıp vermekten başka bir şey sunmuyor. bu nedenle de filmi anlamamanız aslında evrenin gerçekleriyle ilgili daha önce hiç düşünmemiş olduğunuz gerçeğini ortaya çıkarıyor. bu da yazının başında değindiğim konuyu daha net anlamanızı sağlayacak. sizler cahilsiniz. filmi anlamadığınız için değil, sürekli öğrenmek için çabalamadığınız için, sıradan şeyleri bile sorgulamaktan kaçındığınız için, soru sormadığınız için cahilsiniz.

newton'un fizik yasalarını
kuantum fiziğini
kütle çekimini
genel ve özel görelilik teorisini
kuramsal fiziğin uzay-zaman öngörülerini (anlayışlarını) bu filmi anlayacak kadar öğrenmek bir insanın en fazla iki tam gününü alır. tüm hayatınız boyunca bu konuları merak etmenize neden olacak soruları sormadan yaşamış olmanız hoş görülebilecek bir davranış değil. gün bu gündür türk insanı.

utan, silkin ve kendine gel.
cehalet kaderin değil.
24.01.2015 20:00 ~ 18.03.2015 17:01 limon kimyon zorro
ulu öndərin kadrların seçilməsi ilə bağlı vaxtilə nazirliyin rəhbərliyinə verdiyi tövsiyələr Dahi öndərin zəngin dövlətçilik təcrübəsi, siyasi irsi tariximizin ən mühüm və silinməz səhifələrini təşkil edir. Çünki, xalqımız öz dövlətçiliyinin dünyəvi, demokratik, hüquqi əsaslar üzərində bərqərar olunmasına ulu öndər Heydər Əliyevin qətiyyəti nəticəsində nail olmuşdur. Dünya təcrübəsi göstərir ki, dövlətin davamlı inkişafı üçün möhkəm hüquqi bazanın yaradılması, ədliyyə və məhkəmə-hüquq sisteminin formalaşdırılması vacib şərtdir.

Nazirliyin səmərəli dövlət strukturu kimi təşəkkül tapması Heydər Əliyevin adı ilə bağlıdır. Ulu öndərin Azərbaycan rəhbərliyinə ilk gəlişi ilə ədliyyə sistemində də intibah başlanmış, Ədliyyə Nazirliyi 1970-ci ildə bərpa olunmuş, onun fəaliyyətini tənzimləyən mühüm normativ sənədlər qəbul edilmiş, milli kadr hazırlığına xüsusi diqqət yetirilmiş, bununla da ədliyyə işinin gələcək inkişafı üçün hərtərəfli zəmin yaranmışdır. Təsadüfi deyildir ki, nazirliyin yenidən təsis olunması ilə bağlı imzalanmış həmin qərarların surəti Ədliyyə tarixi muzeyində qiymətli eksponat kimi saxlanılır.

ümummilli liderimizin müəllifi olduğu, demokratik dəyərlərə uyğun hazırlanmış 1995-ci ildə ümumxalq səsverməsi yolu ilə yeni Konstitusiya qəbul edildi. Konstitusiyamızla Azərbaycanda demokratik quruluşun və hüquqi dövlətin möhkəm təməli qoyulmuş, hüquq islahatlarının aparılmasına başlanılmışdır. Bununla əlaqədar yaradılan Hüquqi islahat Komissiyasına rəhbərliyi bilavasitə öz üzərinə götürərək ulu öndər qısa müddət ərzində hüquq sisteminin əsasını təşkil edən mühüm qanun və məcəllələrin qəbul edilməsinə nail olmuşdur.

Bütün sahələrdə əhalinin rifahını, ona göstərilən hüquqi xidmətin keyfiyyətinin yaxşılaşdırılması məsələlərini daim diqqət mərkəzində saxlayan, hər bir fərdin maraq və mənafelərinin təmin olunmasını önə çəkən ulu öndərin "Azərbaycan Respublikasında vətəndaşlıq vəziyyəti aktlarının dövlət qeydiyyatı işinin təkmilləşdirilməsi haqqında" 31 iyul 2002-ci il tarixli Fərmanı ilə bu sahədə müəyyən səlahiyyətlər yerli icra hakimiyyətlərinə verilmiş, habelə vətəndaşlıq vəziyyəti aktlarının qeydiyyatının ədliyyə orqanlarının əməkdaşları tərəfindən səyyar qaydada aparılması müəyyən edilmiş, bununla da əhalinin öz hüquq və vəzifələrini həyata keçirməsi üçün əlverişli şərait yaradılmışdır.

Ulu öndər Heydər Əliyevin ölkəyə rəhbərliyinin hər bir dövrü Azərbaycan ədliyyəsinin misilsiz inkişafı ilə yadda qalmışdır.
Nazirliyin gənc əməkdaşları hər gün işə gələrkən ulu öndərin büstünün qarşısından keçir, müdrik kəlamlarını oxuyurlar. Onlar Heydər Əliyevi artıq əfsanəvi şəxs kimi qəbul edirlər. Lakin biz unutmamalı və fəxr etməliyik ki, bizim sıralarımızda Heydər Əliyevlə bilavasitə təmasda olan, onun rəhbərliyi altında çalışan şəxslər vardır. Biz onların ulu öndərdən əxz etdikləri dəyərlərdən bu gün də faydalanırıq.

halinin Dövlət Reyestrinin tamlığının təmin edilməsi ilə əlaqədar akt qeydləri üzrə 17 milyona yaxın texnoloji əməliyyat aparılaraq onların elektron informasiya bazasına daxil edilməsi təmin olunmuşdur. Yeri gəlmişkən, bu informasiya sistemlərindən istifadə nəticəsində şahidi oluruq ki, * xeyli sayda insanlar öz övladlarına ulu öndərin adını verir, bununla da ona olan səmimi hisslərini bir daha nümayiş etdirirlər.

Ulu öndərin kadrların seçilməsi ilə bağlı vaxtilə nazirliyin rəhbərliyinə verdiyi tövsiyələrə uyğun olaraq nazirliyin fəaliyyətinin əsas və vacib istiqamətlərindən biri də ədliyyə sistemində kadr hazırlığı və peşəkarlıq səviyyəsinin artırılmasıdır. Bu məqsədlə nazirlikdə yaradılmış müsabiqə komissiyaları ədliyyə orqanlarına şəffaf prosedurlarla, test imtahanı və müsahibə yolu ilə yüksək nəzəri hazırlığa malik yüzlərlə gənc mütəxəsisin işə qəbulu prosesini həyata keçirir.

Görülən işlər nəticəsində fəaliyyətinin əsasları ulu öndər tərəfindən yaradılmış Ədliyyə Nazirliyi dövlət orqanları sistemində çox nüfuzlu bir quruma çevrilmişdir və onun səlahiyyət dairəsi getdikcə genişlənir.

Ulu öndər tərəfindən başlanmış və bu gün də davam etdirilən işlər Azərbaycanda həyata keçirilən islahatların real təzahürü olmaqla, ölkənin hərtərəfli tərəqqisinə xidmət edir.
Heç kəs şübhə etmir ki, #185200 ədliyyə işçiləri ulu öndərimizin müəyyən etdiyi dövlətçilik amallarına daim sadiq qalaraq ölkəmizin daha da inkişafı və qüdrətlənməsi naminə möhtərəm Prezidentimizə layiqli yardımçı olmaq üçün bundan sonra da yüksək əzmlə çalışacaqlar.

(bax: ulu öndər)

link link
sözlük yazarlarının görüşü sözlük yazarlarının vaxtaşırı keçirdiyi, plansız olan, heç bir xüsusiliyi olmayan, təsadüfi alınan görüşlərdir. məsələn, 24 iyun 2017 tarixində France coffee houseda belə görüşlərdən biri təklif və təşkil olunmuşdu. təşkilatçılara və iştirakçılara təşəkkür edib görüş barədə öz mülahizələrimi yazıram

başladıqdan 15 dəqiqə sonra, bakı sumqayıt qatarının yolunda aparılan cari təmir işləri ilə əlaqədar olaraq intervalın gecikməsi səbəbilə görüşə gec çata bildim. zəhmət çəkib dışarıda məni qarşılayan dəyərli yazarımız sayəsində müsbət əhvalla kafeyə gəldim, bir neçə tanış sima və xeyli tanımadığım insanları salamlayıb keçib əyləşdim. üstəlik, gec gəlmənin verdiyi dəqiqələrcə * sükutla məclisi süzüb söhbətlərin istiqamətini tutmağa çalışdım. çox ciddi mövzuların müzakirəsi gedirdi. freud , *. dinləyənlərdə auditoriya mühazirəçilərinin ancaq arzu edə biləcəyi qədər tam bir səssizlik var idi. hiss elədim ki, bu mövzular yeni tanış olanlar üçün qatılmaları çətin və ilk dəfə üçün qavranılması dərin məsələlərdir. həm də, bir tərəfdən, öz vaxtımın məhdudiyyəti * digər tərəfdən gəlibyeni yazarlarla tanış olmadan getmənin həyəcanı ilə hesabımda olmadığı halda söhbətlərə daxil olmağa çalışdım.

əvvəlcə hamının diqqətini xahiş edib uzaqdakı zəhmətkeş adminimizlə kontakt qurmağa cəhd elədik və qarşılıqlı salamlaşmalar oldu. məsafənin və zamanın uzaqlığı buna mane olmadı, əksinə xoş bir atmosfer yarandığını hiss elədim.

və bir neçə şəkil çəkdirdik. bu zaman keçən görüşlərdən tanıdığım yazar dostlar səmimi şəkildə mənə yönəldilər, kafenin dışarısına çıxdıq, söhbətləşdik, sağ olsunlar, daha artıq hörmətə layiqdirlər..

içəri qayıtdığımız zaman, diskussiyalar daha çox psixoloq yazarımızla hüquqşünas yazarımız arasında gedirdi. hər iki tərəfin hazırlıqlı və savadlı olması olduqca maraqlı söhbətlərə və zaman zaman harika bir rəsmdə istifadə oluna bilən kəskin, tünd tonlara çevrilirdi. bir tərəfdən sözlüyün arzusu "bilik gücdür!" sloqanı özünə yer taparkən məclisin məqsədini aşa bilmə və digər tərəfdən dinləyici dostları darıxdırmama, üstəlik, içimdə sözlüklə bağlı məqamlara aydınlıq gətirmə istəyi nəticəsində, replikalarla söhbətlərə çoxtərəfli bir format verməyə çalışdıq və mənə elə gəlir ki, buna müəyyən qədər nail olduq. məclis canlandı. söhbətə qoşulanlar oldu. kartlar açıldı. mövqelər daha da aydınlaşdı. adətən ayrı dillərdə danışdığım dəyərli kolleqamı özüm üçün bir daha kəşf elədim, özünə də dedim, yazarlarımızın daxili zənginliyini bir parça da olsa görə bildim və buna görə olduqca pozitiv əhval ruhiyyə əldə elədim.

sağollaşıb ayrılmadan, spontan bir şəkildə, bu platforma və gözləntilərim barədə içimdəkiləri açıq şəkildə ifadə elədiyimi düşünürəm. orada da qeyd elədiyim kimi, insan, özünü yazılı və sözlü şəkildə ifadə elədiyi və qarşı tərəfin simasında oxumağa çalışdığı qədərilə nələrsə dəyişdirdiyi qədər özünürealizə etmiş, dolayısıyla, varlığının mənaca fərqinə varmış olur. bu səbəblə, sözlük platformasının məqsədlərindən birinə çatdığını, yazarlarının söz-fikir -tanım-özünürealizə mərhələsinə hazır olduğunu lakin bu platformada hələ də yetəri qədər içimizdəkiləri paylaşa bilmədiyi qənaətinə gəldim. özüm barədə bunu bilirdim, və səbəblərim var idi. bu səbəblər şəxsidir , bununla birlikdə, bu gün gördüyüm parlaq, düşünən, özünü mədəni şəkildə, arqosuz, açıqfikirliliklə, gözəl bir formada ifadə eləyə bildiklərinə şahid oldum və çox sevindim. və hamısını, xüsusilə humanitar səhənin yazarlarını yazılı və şifahi şəkildə özünüifadəyə çağırdığımı xatırlayıram.

bu yazını yazmaq məqsədim gələcəyə xoş bir xatirə olması və məclisdə iştirak edən dostları özlərinin daxili səslərini oxucular üçün açmağa və cəmiyyətə cüzi də olsa buradan fayda verməyə çağırış dəvəti kimi qəbul ediniz.

dəyərli yazarlarımızın, qısa zaman kəsiyində gördüyüm zəkalarıyla bəyəndiyimi, təqdir eləməyimi, tanımağıma şad olduğumu qeyd eləmək istəyirəm. hər birinə sosial çevrələrində uğurlar və gerçək yazarlıq sevinci arzu elədiyimi buradan çatdırıram

yazılarınız həmişə xeyirə, müsbətə, pozitivə qulluq eləsin, özünüzə də fayda versin.
şri lanka O gün dostlarla görüşmüşdüm. hind mədəniyyətindən danışırdıq. Öyrəndim ki, Şri Lanka`da xeyli müsəlman yaşayır. Maraqlı gəldi. indi xatırladım və dedim bir wikipedia`ya baxım. Həqiqətən də, 20 milyonun 9 %i müsəlman imiş. Nə isə, sözüm onda deyil.
Məni kədərləndirən bir məqam var idi, belə ki, maraq üçün wikipedia`dan https://www.gov.lk/ ilə rəsmi saytlarına girdim. Oradan qeyri iradi employment bölməsinə, oradan gözlərim sataşdı Justice, Law and Rights`a və qarşıma çıxan kimi düşünmədən Commission to investigate allegations of bribery or corruption`a baxdım. Nəə? rüşvət? korrupsiya!? -hardan hara! - fərqinə vardım ki, yaddaş və şüuraltı yönləndirməsilə buralara gəlib çıxmışam və dilxor oldum.

(bax: savad)
(bax: işsizlik)
(bax: Korrupsiyaya qarşı mübarizə)
(bax: Azərbaycanlı olmağın dayanılmaz olduğu hallar )
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20