zilif

| ədəbiyyat

əjdaha lazımdı   googllalink

    1. aytuğ akdoğanın ağlayaraq oxuması sayəsində kəşf etdiyim, oruç aruobanın qızı filiz'ə yazdığı məktub.

    Oruç aruoba'nın uğursuz intihar cəhdindən əvvəl yazmış olduğu bu məktubun adı qızının adının tərsdən yazılışıdır.

    Məktub intiharı düşünən, dünyanın faniliyindən və insanların ikiüzlülüyündən bezmiş olan atanın kiçik qızına böyüdüyü və əlinə keçəndə burada yazılanları başa düşəcəyi yaşda olan zamanlarda onu bu dünyada heç kəs anlamazkən yalnızca qızının anlaması və içini qızına anlatması məqsədilə yazılmışdır.


    --spoiler--

    Sevgili Kızım,
    zorlukla yazıyorum. Elim rahatsız, titriyor.
    Onun için, yazım çarpık-çurpuk oluyor. Bu
    küçük defteri de kendim yaptım; sayfaları keserken o da biraz eğri-büğrü oldu. Kusura bakma.

    Yazdıklarımı şimdi okurken, beni iyice anlayabilecek konumda olacaksın- yıllar geçecek, büyüyeceksin.

    Anımsıyorsundur: Senin için, “Benim kızım
    insan olacak” demiştim. Sen, benim bu sözümü o anda beynine kazımış, ama yüzüme de hayretle bakmıştın- o hayretini anımsıyorsun, değil mi?

    Sen, buluşabildiğimiz ender günlerden birinde, bana gelmiştin. Yaz başıydı; ben bahçede oturmuş rakı içiyordum; sen de-galiba mutluluktan- koşuşturup duruyordun. Sana, yarı-şakayla, “Haydi bakalım — bana erik getir” demiştim. Koşup gitmiştin: Bahçede bir erik ağacı olduğunu biliyordun. Epey sonra -hatta, biraz
    daha gecikseydin, kalkıp sana bakmağa gidecektim- alı-al, moru-mor, kan-ter içinde geri gelmiştin: elinde bir külah: Manavdan, harçlığının son kuruşuna kadar vererek aldığın erikler...
    Ağaçta erik yoktu; ama Baban senden erik istemişti... -Ne yapabilirdin ki...
    Yapman gerektiği için yapabileceğini yapmıştın- işte seni insan yapan da bu.

    Aslında yalın birşeydi bu senin için: Öyle büyük sözcükler falan gerektirmeyecek, hatta, hiçbirşey söylemeyi gerektirmeyecek kadar yalın birşey:
    -Baban senden erik istemişti- o kadar...

    Bu dünya pek fazla şey vermedi bana- hoş,
    ben de ona pek birşey vermedim ya...
    Ama başlangıçta öyle değildi. Gençliğimde ben de coşkuyla, tutkuyla atılmıştım hayata;
    Annen’i sevmiş, işimde de başanlı olmak istemiştim. Sonra, biliyorsun, işimi de Annen’i de kaybettim- herşeyimi... -Peki nasıl oldu da bu hâle düştüm...

    ‘Coşku’, ‘tutku’ dedim; bu duygularla, şunu isteyerek giriştim hayata: Tanınmak.
    insanların, hele, yakınlarımın, beni tanıması,
    yaptıklarımı görmeleri, ne yaptığımı anlamaları.
    -Bak, sevmesi, saymaları demiyorum; amacım
    da, birçoklarının yaptığı gibi, kendisini şöyle-şöyle göstermek, şu-şu gibi görünmek, haketmediği bir sevgi bulmak, layık olmadığı bir saygı görmek, değildi. Beni ben olarak tanısınlar, bilsinler istiyordum. Gençtim, dopdoluydum; büyük işlere girişmek, gücümü sınamak, başarıya ulaşmak istiyordum. Bunları yaparken de, nasıl bir kişi olduğum ortaya çıksın, gözüksün istiyordum- işte, etrafımdakiler de bu kişiyi, bu “ben”i görsünler, kişiliğimi anlasınlar istedim. Sahici olmak; sahiden anlaşılmak, tanınmaktı, istediğim.

    Ama beni tanımalarını en çok istediğim kişiler, beni en çok yanlış anlayan kişiler oldular.
    Bak, sakın sen de yanlış anlama: Sızlanıyor
    değilim, hiçbirşeyden yakınmıyorum. Davacı değilim dünyadan. Bunları yalnız senin için; şimdi, sana, yazıyorum, başka kimseye söyleyecek sözüm yok.

    işte, hep buydu olan: Annen beni gerçekten
    sevdi, biliyorum; ama neydi bu ‘sevgi’- onun
    yalnızca daha önceden edinmiş olduğu bakış biçimlerine verdiği addı. Beni, hep, ya yanlış anladı, ya da hiç anlamadı. Beni hiçbirzaman sahiden ben olarak göremedi ki- o zaman kimdi Annen’in ‘sevdiği’?... Bende ben olmayan birini -hatta birşeyleri- 'sevdi’; sonra, beklediklerini bulamadıkça, duyguları -o sevgi’si- nefrete dönüşmeğe başladığı zaman da, ne yazık ki, gene, ben değildim nefret ettiği kişi... Beni tanıyarak,
    bilerek, görerek; sahiden ben olan benden nefret etseydi, inan, sevinirdim buna.
    Öyle olmadı..

    Toplum da öyle: Benden hep önceden konmuş
    kalıpların içine girmemi istediler. Benden, ben olarak, belirli bir görevi üstlenmemi isteselerdi, sorun olmazdı- benim istediğim de zaten buydu. Ama, benim o görevin kendisi durumuna girmemi istediler. Benim bambaşka bir kişi olmamı bile değil; sanki kişiliksiz birşey olmamı-
    Sanki cansız, düşüncesiz birşey, bir alet, bir makina...
    Dünya benden ben olmamı istemedi.
    Beni ben olarak tanımadı.
    Ben de sırtımı döndüm işte, bu dünyaya..
    gerisini biliyorsun; şimdi, artık, öğrenmiş olacaksın..


    --spoiler--


sən də yaz!