sabiha gökçen
| tarix5,265 | 12 | 29
əjdahalar googlla
darvish
Yalnız deyilsən!
Bu duyğuların müvəqqəti olduğunu və kömək mövcud olduğunu bilmək vacibdir. Dostlarınıza, ailənizə, profesionallara müraciət etməyiniz vacibdir. Sizi dinləmək və lazım olan dəstəyi təmin etmək istəyən insanlar var.
Sözlük yazarları olaraq səni hər zaman dinləyə bilərik.
Əgər yalnız hiss edirsənsə, qaynar xəttə zəng et:
☎ 860gökçen, dersim harekât günlerini şöyle anlatıyor: “muhasama (çarpışma) meydanında canlı hedef üzerine bomba atmak insana hiç acımak hissi vermiyor. insan yalnız vazifesini görmek için aramayı, vurmayı düşünüyor...”
gökçen, harekât günlerini şöyle anlatıyor: “dersim’deki uçuşlarım çok heyecanlı geçti. bir-iki defa pilot, fakat ekseriyetle rasıt olarak uçtum. böyle vaziyetlerde insan harp heyecanını rasıt mevkiinden daha iyi duyuyor. insan evvela bombalarını atıyor, bunlar bittikten sonra canlı hedef görürse makineli tüfeğe müracaat ediyor.”
dersim xalqını bombalayan bir qatildir. aldığı əmrləri sorğulamadan tətbiq edən hər kəs kimi suçludur.
✦ jurnaldan
Bu ilin Mikroskopik Fotoqrafiya Müsabiqəsi Qalibi Mövzusunu Tanıya Bilərsiniz?
yazı:
O sadece Türkiye’nin değil, Türklüğün de simgesel isimlerinden biri oldu. Her şeyden önce Atatürk’ün manevi kızıydı ve ondan aldığı güçle model Türk kadınını temsil ediyordu. Ününe ün katan asıl yanı ise Hava Kuvvetlerinde ilk Türk kadın pilot olmasıydı üstelik de Dersim isyanını bastıran kahramanlardan(! biriydi.
Sözün kısası, çağdaş Türk kadınının mümtaz bir örneğiydi.
Sabiha Gökçen üzerine sayısız yazı yazıldı, belgesel yapıldı. Ne var ki işte Ermenistanlı Hripsime Sebilciyan’ın önemli bir iddiası bunların hiçbirinde yer almadı.
Hripsime Hanım Sabiha Gökçen’in kendi teyzesi olduğunu iddia etmekle kalmıyor, bunun net bir gerçeklik olduğunu savunuyor. Türkiye’de bir süre temizlik işlerinde çalışan ve şu sıralar tekrar Ermenistan’a dönen Hripsime Hanım’ın anlattıkları hayli ilginç:
“Sabiha Gökçen teyzemdir. Biz aslen Antepliyiz. Kökümüz Sebilciyan ailesidir. Ailenin annesi Maryam Sebilciyan’dı, babası ise Nerses Sebilciyan. Nerses 1915’teki olaylar sırasında öldü. Maryam ile Nerses’in, ikisi kız, yedi çocukları oldu. Kızlardan biri Diruhi benim annemdi, diğeri de Hatun’du. işte Hatun, Sabiha Gökçen’in ta kendisidir, yani benim teyzemdir. Erkek kardeşlerin yani dayılarımın adları ise Sarkis, Boğos, Haçik ve Hovhannes Sebilciyan’dır.”
Hripsime Gazaryan’ın (Sebilciyan anlattığı, 29.01.2004 tarihinde banda alınan ve Diran Lokmagözyan tarafından kaleme alınan görüşmenin tam metni şöyle)
“Annem ve o Cibin’deki yetimhanedeydiler. Atatürk o dönemde gelmiş ve evladı olmadığından demiş ki ‘Bir dolaşmalı ve kızların en sevimlisini görerek onu beraberimde alıp kendime evlat edinmeliyim.’ işte o zaman teyzemi görmüş ve şirin bir kız çocuğu olduğundan parmağıyla işaret ederek demiş ‘Ben bu kızı istiyorum.’ Hangi yetimhanede imişler bilmiyorum. Büyükannem Mariam zaten birçok çocuğun bakımını üstlenmişti. Beş dayım var, bir de teyzem, başka kimsem yok. Annemi ve teyzemi büyükannem götürüp yetimhaneye vermiş. O zaman Atatürk bölgeye gelmiş ve götürmek istemiş. Teyzemi kolundan tutup çekmiş ve kucaklamış, o gitmek istememiş ancak annemin elinden zorla çekmişler. Annem diyor ki ‘O ağlayaraktan gitti, ben de ağladım ve böylece ayrılmışız. işte o zaman ablam beş-altı yaşında idi.’
11-12 yaşında olduğu günlerde, annem duymuş ki teyzem Atatürk’ün kızı olmuş, ismini değiştirmişler. Oysa gerçek adı Hatun imiş. ismini Sabiha Gökçen koymuşlar, ondan sonra da Sabiha Gökçen olarak kalmış. işte ondan sonra dayılarım hep Türkiye’ye başvurarak onun hakkında bilgi istemişler. Dayımın çocukları da başvurarak ‘Orada halamız var’ demişler. Dayılarım da başvurup ‘Orada bizim kız kardeşimiz var’ demişler ama hiç kimse başvurularına yanıt vermemiş. O dönemde zaten herkes çekiniyordu. Hiçbir bağ sağlanamamış biz de Yerevan’dan birkaç kez ‘Hayreniki Tzayn’ gazetesine ilan verdik ve gazetenin istanbul’a başvurup aramasını istedik. Annem Hatun teyzemin tarifini yapmış, ‘O benim kız kardeşimdir’ demiş, ‘Onu arıyorum’ demiş. Fakat kendisine mektup göndererek, ‘Elimizden bir şey gelmez’ diye kestirip atmışlar. Çünkü o zamanlar eğer onun Ermeni kızı olduğunu öğrenseler başını yerler ve böylece kendisine zarar verirler. Anneme Atatürk’ün onu evlatlık olarak götürdüğünü söylemişler. Sonra zaten ‘Hayreniki Tzayn’ gazetesine de Türkiye’den yanıt vermişler. Eçmiadzin’e giderek papazlara da başvurarak ilgilenmişler ancak şimdi adının Sabiha Gökçen olarak değiştirildiğini söylemişler, ‘Şimdi artık Hatun değil Sabiha Gökçen’dir’ demişler.
Biz 1946 tarihinde Suriye’den Yerevan’a göç ettik. Annem ve bir dayım da geldiler, ama büyükannem ve dayılarım Suriye’de kaldılar. Büyükannem 15 yıl önce vefat etti. Ben Suriye’ye gittiğimde dayımın kızı bana dedi ki, ‘Biz birçok kez Türkiye’ye başvurduk ve orada bir halamız bulunduğunu söyledik ancak hiç kimseden yanıt alamadık’. Demişler ki ‘Bizim yapacağımız bir şey yok, o onların sorunudur ve fazla ilgilenilmesi yasaktır. Çünkü o bir Ermeni kızıdır ve üsteleyince kendisine zarar verirler’.
Ben hiçbir şey istemiyorum. Annem yalnız kalmıştı ve diyordu ki ‘Eğer kız kardeşim ölmüşse mezarından bir avuç toprak getirip benim mezarımın üstüne koyun ki ben de yattığım yerde rahat uyuyayım. Ancak eğer sağ ise bilsin ki akrabaları var. Annesi var, kardeşleri var, kız kardeşi var, sahipsiz değil’. Bütün bunlar annemin anlattıklarıdır. Öldüğü âna kadar hep böyle dedi. ‘Arayıp kız kardeşimi bulun’ derdi, ‘Sabiha, Atatürk’ün kızıdır. Ve benim öz kız kardeşimdir. Bari nerede gömülü olduğunu bileyim’.
Ben televizyonda teyzemi gördüm. Ölümünden üç ay önce istanbul’daydım. Bir ziyafet vardı, teyzem Sabiha geldi o ziyafet toplantısına. Tıpkı ninemdi. O kadar benziyordu ki. Bir elmanın ikinci yarısı gibiydi. Zaten kendi resmine de baksanız tıpkı nineme benzediğini görürsünüz. Zamanında bir dostumuz gitmiş ve Halep’te dostu olduğunu söylemiş, ‘Dayımın kızıdır’ demiş. Herhalde annemin dayısının oğluydu. Annemin dayısının oğlu da Sabiha’nın yanına gitmiş, ‘Ben senin dostunum’ demiş, ona para ve altın vermiş. Evini bir görseydiniz, her tür yardımda bulunmuş annemin dayısının oğluna. Bunu annemin öz dayıoğlu anlatmıştır.”
Diğer bir kaynak:
Aslında Hripsime Hanım’ın bize anlattıkları bizler için o kadar da sürpriz değil. Ermeni dönmeler konusunda artık öylesine efsanevi sürprizlere alışkınız ki artık bu tür bilgileri sıradan vakalar olarak değerlendiriyoruz. Muhtemelen Sabiha Hanım’ın öyküsü de bunlardan biri olmalı. Nitekim Sabiha Hanım’a ilişkin iddialar sadece Hripsime Hanım’ın iddialarıyla sınırlı da değil. Ermenice sözlü ve yazılı kaynaklarda da benzer iddialara rastlamak mümkün.
işte bu iddialardan biri de yazar Simon Simonyan’a ait. 1972’de Beyrut’ta yayımlanan ‘Ler yev Cagadakir’ (Dağ ve Alınyazısı adlı kitabındaki öykülerinden biri de bu iddiayla ilgili. Tıpkı Hripsime Hanım’ın iddiaları gibi Simonyan da o öyküsünde Sabiha Hanım’ın kökenine dair benzer iddialarda bulunuyor. iddialar öylesine benzer ki, doğrusu insanın içinden kuşku geçmiyor da değil. Acaba Hripsime Hanım bu yazıdan esinlendi de bazı iddialar mı ortaya atıyor, yoksa her iki iddia da gerçekliği yansıtıyor da, biz mi bilmiyoruz?) link
üzv ol
xəbər lentindən
bütün xəbərlər →
science
Kolombiyada dəniz fosilləri kütləvi məhv olmadan mümkün təkamül keçidini göstərir
science
Mükafatlı tədqiqat şirkətlərə məhsulları ən çox ehtiyac duyulan yerlərdə saxlamağa kömək edir
health
Sephora Endirim Tədbiri zamanı səbətə əlavə etməyə dəyər gözəllik alış-verişləri
azerbaijan
Uzbekistan, Türkiye's TIKA discuss joint agricultural projects for 2027
